İsa aleyhisselâm

A -
A +

"İsa aleyhisselâm" bir yeden geçiyordu, Bir kabrin başucunda ağlıyan "kadın" gördü. Niçin ağladığını sorunca o kadına, Dedi: (Kızım öldü de, ağlarım şimdi buna. Kadın böyle deyince, kalkıp namâz kıldı ve, Rabbine duâ edip, yaklaştı o kabire. Seslendi: (Ey kızcağız, Rahmân ve Rahîm olan, Allahın izni ile, diril kalk mezârından.) Kabir birden yarılıp, çıktı o kız dışarı, Lâkin beyazlaşmıştı saç, kirpik ve kaşları. Dedi: (Ben zannettim ki, kıyâmet koptu şu an, Beyazlaştı saçlarım bu dehşet ve korkudan. Anneciğim ne olur, merhamet et de bana, Ölümü, iki defâ tattırma evlâdına.) Bir gün de "İsa Nebî", havârîleri ile, Seyâhat ederlerken vardılar bir şehire. Buyurdu: (Bu şehirde, "Hazîne" vardır ki bir, İçinizden hanginiz onu bulup getirir?) Dediler ki: (Burası, bir yerdir ki acâyip, Derhâl öldürüyorlar kim gelse yolcu, garip.) "Ben gideyim" buyurup, İsa aleyhisselâm, Bir hânenin önünde durdu ve verdi selâm. Bir yiğit delikanlı, çıkarak karşısına, Dedi: (Buraya girmene kim izin verdi sana?) Buyurdu: (Misâfir et beni sen, söz vereyim, Hükümdârın kızıyla seni evlendireyim.) Delikanlı düşündü: "Bu iş olmaz hayâtta" Dedi: (Sen ya delisin, İsa'sın veyâhut da.) İsa aleyhisselâm çıkarmadı sesini, Ve hemen hükümdâra gönderdi kendisini. Buyurdu ki: (Git iste, lâkin "Olmaz" diyecek, Senden, çuval dolusu "Mücevher" isteyecek.) O gidip, hükümdârın kızını istedi ve, Bu teklîfi alarak, döndü ve geldi eve. İsa aleyhisselâm bir "Mûcize" eseri, Verdi çuval dolusu inci mücevherleri. Genç, bunları götürüp, aldı onun kızını, Gelip İsa Nebî'ye sordu şunun sırrını. Dedi ki: (Ey Rûhullah, sen bu mertebedesin, Lâkin niçin bu kadar fakîrlik üzeresin?) Buyurdu: (Ben Rabbimi koymuşum ki kalbime, Bu yalancı dünyânın malı mülkü neyime.) O genç vedâ ederek evine ve eşine, Bir şevk ve iştiyâkla düştü Onun peşine. Havârîler, merakla geçirmişken geceyi, "İsa Nebî" gelerek, takdîm etti o genci. Buyurdu: (Hazîne'den bahsetmiştim gidişte, O hazîne bu idi, getirdim onu işte.)