Ne zaman ki dünyâya geldi İshak Peygamber, "Gülüyor" mânâsına, ona "İshak" dediler. Zîrâ Sâre Hâtun'a bu müjde geldiğinde, Hayret edip gülmüştü bir taaccüb içinde. Büyüyünce, anne ve babasıyla berâber, Mekke ve Beytullah'ı ziyârete gittiler. Âbisi "İsmâil"le görüşüp, tekrâr yine, Onlar ile birlikte döndüler Filistin'e. Vaktâ ki vefât etti İbrâhîm Halîlullah, O zaman bu oğlunu "Peygamber" yaptı Allah. Yüz ve sîmâ olarak İshak aleyhisselâm Hazreti İbrâhîm'i andırıyor idi tam. Sakalı çıktığında hattâ "İshak Nebî"nin, İkisini ayırmak olmuştu gayri mümkin. Sonra Halîlullahın sakalları bir gece, Ağarınca, ayırmak kâbil oldu böylece. İshak Nebî'nin yaşı, altmışa vardığında, Oldu ikiz evlâdı "Iys" ve "Yâkub" adında. "Yüzyirmi" sene kadar dünyâda sürdü hayât, Allah'ın birliğini teblîğ etti her sâat. Peygamber olduğuna, kavmi inanmaz ise, Onlara çeşit çeşit gösterirdi mûcize. Meselâ kavmi bir gün, ceylân, keçi ve tilki, Getirip, kendisine şöyle demişlerdi ki: (Bunlar şâhit olursa Peygamber olduğuna, Biz de, ister istemez îmân ederiz sana.) O zaman İshak Nebî buyurdu: (Ey hayvanlar! Benim kim olduğumu söyleyiniz âşikâr.) Önce "Tilki" konuşup, şöyle dedi: (Yâ İshak! Sen Hakk'ın Resûlüsün, inanırız biz elhak.) Sonra, "Ceylân" konuştu fasîh bir lisân ile, Dedi: (Sen Peygambersin, şüphe yok zerre bile. Ve sen, Halîlullahın ve Sâre'nin oğlusun, Kavmini, bâtıl yoldan Hakk'a çağırıyorsun. Şehâdet ederim ki hem de şuna yâ İshak! Sâdece Allah vardır ibâdete müstehak.) O sözünü bitirdi, "Keçi"ye geldi nöbet, Dedi ki: (Sen Allah'ın Peygamberisin elbet Bunda aslâ şüphe yok, Peygambersin sen işte, Sana îmân etmeyen, yanacaktır ateşte.) Bir gün de "İshak Nebî", üzerinde bir dağın, Yine teblîğ ederken birliğini Allah'ın, Halk dedi ki: (Şu dağı ettirirsen hareket, Biz de inanırız ki, hak Peygambersin elbet.) O da, Hak teâlâya el açıp etti duâ, O sırada koca dağ, başladı sallanmağa. Bu büyük mûcizeyi görünce kavmi o gün, Küfürden, hidâyete kavuştular topyekun.