Şeytan rezil oldu! Hiç yüz bulamayınca, la'în şeytân "Hâcer"den, Rezîl rüsvây olarak, geri döndü o yerden. "İhtiyâr" kılığına girerek aynı minvâl, "Hazret-i İsmâil"in yanına geldi derhâl. Dedi ki: (Ey İsmâil, bilir misin ki şu an, Nereye götürüyor acabâ seni baban?) Anlamadı o onun, bir "Şeytân" olduğunu, Dedi: (Ziyâretine götürüyor dostunu.) Şeytân, yemîn ederek, dedi ki: (Ey İsmâil! Kesmeğe götürüyor, ziyâret falan değil.) Dedi ki: (Hiçbir baba, öldürür mü oğlunu? Gördün mü sen ömründe, böyle şey olduğunu?) La'în şeytân bu sefer, dedi ki İsmâil'e: (Bunu, Allah emretti, belki de rüyâ ile.) O dedi: (Bunu Allah emrettiyse eğer ki, Buna, cân-ü gönülden râzıyım elbette ki.) Ve sonra, babasına dedi ki: (Bu ihtiyâr, İster ki versin bana, bir vesvese ve zarar.) Buyurdu: (Ona taş at, uzaklaşsın bu yerden.) İsmâil taş atınca, def olup gitti hemen. Şeytân, "İsmâil"den de, hiç yüz bulamayarak, "Hazret-i İbrâhîm"e, yaklaştı son olarak. Dedi ki: (Ey İbrâhîm, sen yanlış yapıyorsun, Şeytân vesvesesiyle, hareket ediyorsun. Bir "Rüyâ" üzerine, oğlunu boğazlama, Sonra pişmân olursun, çaresi olmaz ama.) Anladı lâkin onun, bir "Şeytân" olduğunu, Şöyle cevap vererek, yanından kovdu onu: (Bu, Rabbimin emridir, sen ise bir şeytânsın, İbrâhîm ve ehline, bir zarar yapamazsın.) Bu cevâbı alınca, "rezîl oldu" bir daha, Oradan uzaklaştı ve gitti uzaklara. Onlar, "Buseyr dağı"na, iyice yaklaştılar, O anda, göklerdeki melekler ağlaştılar. Dediler: (Sübhânallah! Bir peygamber, oğlunu, "Boğazlamak" üzere, getirdi şimdi onu. Sabr-ü tahammülünü ziyâde et sen onun, Zîrâ hiç tereddütsüz, emrine eğdi boyun.) Velhâsıl Halîlullah, orada İsmâil'e, Gördüğü rüyâları, anlattı tamâmiyle. Ve sonra buyurdu ki: (İşte böyle evlâdım! Seni kurbân etmeği, Rabbimden emir aldım. Ve seni, bu maksatla getirdim ben bu yere, Bu bâbda fikrin nedir, ne diyorsun bu emre?) Dedi ki: (Babacığım, ne derim ki bendeniz, Beni boğazlamanı, emretti mi Rabbimiz?) O, "Emretti" deyince onun bu suâline, "Sürûr" ve "Sevinç" doldu, İsmâil'in kalbine.