İsmâil aleyhisselâm

A -
A +

(Annem, benim kokumu, bu gömleğimden alsın, Benim için, pek fazla üzülüp ağlamasın. De ki: "O, senin için, şefâ'atçı olarak, Gitti Hak teâlâya, bir emrine uyarak. O, kıyâmet gününde, Rabbimden seni diler, Ve ümit edilir ki, Allah da kabûl eder." Altıncı vasiyyetim, benim yaşta bir oğlan, Görürsen her nerede, hâtırla beni o an.) Dinledi Halîlullah oğlundan bu sözleri, Ağlayıp, yaşla doldu o mübârek gözleri. Ondan sonra İsmâil, yalvardı Yaradan'a: (Yâ Rabbî, bu hâl için sabır ihsân et bana.) Sonra da, babasına dönüp dedi şunları: (Baba, görüyor musun, açık gök kapıları. Melekler bize bakıp, çok hayret ediyorlar, Kapanmışlar secdeye, hepsi şöyle diyorlar: "Yâ Rabbî, bir peygamber, başka bir peygamberin, Bekliyor baş ucunda, ki onu kurbân etsin. Onu kesmek istiyor senin rızân uğruna, Sen sabır ver yâ Rabbî, bu babayla oğluna.") İşitti Halîlullah bunları evlâdından, Yüzünü kapatarak, çok ağladı ardından. Gökteki melekler de, bu işe çok şaştılar, Bu manzara önünde, onlar da ağlaştılar. Nihâyet bir "İp" ile, Halîlullah, oğlunu, Bağlayıp, "yüzükoyun", yatırdı sonra onu. Bıçağını çıkarıp, "biledi" kesmek için, Ve sonra boğazını tutarak İsmâil'in, Dedi ki: (Yâ ilâhî, bu, sevgili oğlumdur, İki gözümün nûru, gönlümün sürûrudur. Bana emreyledin ki, "Oğlunu kurbân eyle", Bu emri yapmak için, geldim hâlis niyetle. Onu kurbân ederken, tahammül ver sen bana.) Diyerek bıçağını, yanaştırdı boynuna. (Ey oğlum, vedâ olsun sana mahşere kadar, Ancak kıyâmet günü, görüşürüz biz tekrâr.) Diyerek, bıçağını kaldırmış idi ki tam, Arz eyledi İsmâil: (Acele et, ey babam! Muhâlif olmayalım, Rabbimizin emrine, Ne emir aldın ise, çabuk getir yerine. Emri îfâ etmekte, gecikirsek eğer biz, Korkarım ki azarlar, bizi şimdi Rabbimiz. Ey babam, hemen çöz ki ayağımı, elimi, Melekler, "İsteğimle" kurbân edildiğimi, Gök yüzünden görerek, desinler ki şimdiden: "İsmâil tam râzıdır, Rabbinin bu işinden.") Babası "Peki" deyip, çözüverdi bağını, İyice yanaştırdı, boynuna bıçağını.