Merhametsiz Firavun, bu zavallı hâtuna, Çok işkence ettirdi, ihtirâsı uğruna. O ise, îmânından hiç tâviz vermiyordu, Sabrediyor ve yine "Allah birdir" diyordu. Beş yaşında kızı ve oğlu vardı üç aylık, Bu mâsum yavrulara el attı hâin artık. Önce kız çocuğunu, anasının yanına, Getirtip, bir bıçağı dayadı boğazına. Dedi ki: (Ey Mâşita, de bana "Sen tanrısın", Yoksa, kanlar içinde ölecektir bu kızın.) Mâşita, bir çocuğa, bir de Firavun'a baktı, Zâlim, bıçak elinde, merhametten uzaktı. Yine de söylemedi onu o zor zamanda, Îmânda sebât edip, kazandı imtihânda. Dedi: (Benim ilâhım bir tektir, o da Allah, Zâten Ondan gayri de, yoktur başka bir ilâh.) Firavun bunu duyup, nefret, kin ve gayzından, Kesiverdi bıçakla mâsumu boğazından. Firavun, bu hırs ile bağırırdı ki şöyle: (Benden başka bir tanrı var mıdır, haydi söyle.) Mâşita, îmânında tam sebât ediyordu, Aynı karârlılıkla "Allah birdir" diyordu. Bu sefer de Firavun, dönüp adamlarına, Dedi ki: (O üç aylık bebeği verin bana.) Kenarda, kızgın hâlde bir "Fırın" yanıyordu, Firavun, Mâşita'ya şöyle bağırıyordu: (Benim tanrılığıma şimdi de dersen "Hayır", Bu bebeğin, fırında yanacak cayır cayır.) Zâlim, bebek elinde o fırına yaklaştı, Mâşita, artık buna dayanamıyacaktı. Düşündü: "Bu zâlimin dediğini diyeyim, Fakat yine kalbimden, onu inkâr edeyim." Böyle kendi kendine düşünürken, tam o an, O üç aylık bebeği fırına attı Firavun. Lâkin fırın içine düşünce mâsum bebek, Seslendi annesine hemen dile gelerek: (Anneciğim aman hâ, söyleme onu sakın, Biraz daha sabreyle, şimdi kurtulacaksın. Cennete kavuşmana az kaldı, sabret biraz, Aradaki mesâfe, bir adımdan daha az. Ben ve ablam, ikimiz, şu anda Cennetteyiz, Büyük sabırsızlıkla seni beklemekteyiz.) Mâşita, işitince yavrusunun sesini, Allah hemen, gözünden kaldırdı perdesini. Çocuğun gördüğünü, o dahî görüyordu, Bir an önce "Cennet"e kavuşmak istiyordu. O sırada Mâşita vefât etti şehîden, Cennet nimetlerine kavuştu ebediyyen.