Mazhar-ı Cân-ı Cânân

A -
A +

"Mazhar-ı Cân-ı Cânân", bir âlim ve velî zât. Sohbeti, gönüllere olurdu âb-ı hayât. Üstâdına ihlâsı, sevgi ve muhabbeti, Fevkalâde çoktu hem, ona teslîmiyyeti. Buyururdu: (Her neye kavuştuysam ben eğer, Hocamın sâyesinde, oldu hepsi müyesser. Bir müslümân, ne kadar etse de çok ibâdet, "Allahın rızâsı"na ermesi zordur elbet. Kulun ibâdetleri, ne kadar olsa iyi, Yine de zor kazanır, "rızâ-i ilâhî"yi. Lâkin "Sevgi" beslerse, bir mübârek "Velî"ye, Kavuşturur o onu, rızâ-i ilâhîye. Allaha çok yakındır, evliyâlar, velîler. Onların kalplerine girmektir asıl hüner. Kazanabilmek için onların sevgisini, Ne hüneri var ise, göstermeli hepsini.) "Mazhar-ı Cân-ı Cânân", birkaç talebesiyle, Kabristana gitmişti, ziyâret gâyesiyle. Bir kabrin baş ucunda, oturarak bir miktar, Teveccüh eyledi ki: "Nîmet mi, azap mı var?" Hasredince tamâmen bu işe himmetini, Hak teâlâ gözünden, kaldırdı perdesini. Hakîkati keşfedip, buyurdu ki: (Bu kabir, Büyük günâh işliyen bir kadına âittir. Ve şu anda kabrinde, "Cehennem ateşi" var. Îmânlı mı, değil mi, henüz değil âşikâr. Benim, "Yetmiş bin" adet, önceden okuduğum, "Kelime-i tevhîd"i buna bağışlıyorum. Dünyâdan, "Îmân ile" ayrılmışsa o şâyet, Bu azaptan kurtulup, olur ehli seâdet.) Sonra, o sevapları bağışlayıp kadına, Tekrar teveccüh etti kadının mezarına. Az sonra buyurdu ki: (Şükür elhamdülillah. Kadının günâhını affetti şimdi Allah. Acı azap çekerken kabrinde biraz önce, Şimdi ondan kurtulup, gark oldu bir sevince.) Sohbet ediyordu ki, talebeyle bir zaman, İhtiyâr biri geldi, bu zâta inanmıyan. Dedi ki: (Bu hocanın halleri rahmânî mi? Yoksa şeytânî midir, hem bunun var mı ilmi?) Bu sözler, talebeye çok fenâ etti tesir. "Mazhar-ı Cân-ı Cânân" oldu çok müteessir. Hiddetle ona dönüp, eyledi "Sert" bir nazar. Çırpınmaya başladı, yerlerde o ihtiyâr. Anladı "Sert kaya"ya çarptığını ve lâkin, Dedi ki: (Affet beni, Allah rızâsı için.) O, elini uzatıp, kaldırdı onu yine. Bir şey olmamış gibi, geldi eski hâline.