Allah adamlarından, bir âlim ve evliyâ. Binbeşyüz onikide teşrîf etti dünyâya. Buhârâ'nın, "Emkene" köyünde doğan bu zât, Yine doksan yaşında, bu yerde etti vefât. Bu dîni yaymak için, uğraştı gün ve gece. Yanında, çok "Velîler" yetiştirdi bir nice. "Muhammed Bâkî" idi, onların en mümtâzı. O idi zamanının en büyük evliyâsı. O "Muhammed Bâkî" ki, her gün artan aşkıyle, Bir "Gönül sâhibi"ni arıyordu şevk ile. Tasavvufa girmeye, pek fazlaydı hevesi. Bu yoldaki gayreti, şaşırtırdı herkesi. Feyz alacak bir büyük, bir "Velî" arıyordu. Kimden bir şey işitse, o yere varıyordu. Öyle çok arardı ki, böyle kâmil bir zâtı, Yetmezdi fazlasına, bir insanın tâkatı. Çırpınıp duruyordu, bir "mürşid" bulmak için. Annesi, bu hâline çok üzülürdü lâkin. Gece yarılarında, çıkarak sahrâlara, Oğluna duâ için, yalvarırdı Allaha: (Yâ Rabbî, bu oğlumun murâdı neyse şâyet, Sevdiğin kullarının hürmetine ihsân et. Ya onu vâsıl eyle, ya canımı al benim. Zîrâ artık kalmadı tahammülüm, tâkatim.) Annesi, gözyaşıyle edince bu duâyı, Oğlu, gece rüyâda gördü bir "Evliyâ"yı. "Muhammed Emkenegî" ona dedi: (Ey oğlum! Nice gündür ben senin yolunu bekliyorum.) "Muhammed Bâkî Billâh", sevinip bu rüyâya, Derhal yola çıkarak, ulaştı Buhârâ'ya. Sevinçle huzûruna girince en nihâyet, Gördü ondan çok büyük iltifât ve inâyet. O büyük zât, onunla girerek bir odaya, Baş başa sohbet etti, tam üç gün, doya doya. Ona ihsân ederek, çok teveccüh ve himmet, En büyük mertebeye çıkardı en nihâyet. Sonra da buyurdu ki: (Tamam oldu işiniz. Durmayıp, Hindistân'a avdet edin şimdi siz. Öyle görüyorum ki, Hindistân diyârında, Çok büyük bir "Evliyâ" zuhûr eder yakında. O, sizden feyz alarak, bir "Kutub" olur ki hem, Onun irşâdı ile, nûrlanır cümle âlem.) Üç günlük sohbet ile, aldı mutlak icâzet. Ve onun emri ile, geriye etti avdet. Serhend'e vardığında, ses geldi kulağına. Diyordu: (Vâsıl oldun, o Kutb'un diyârına.) Sonra yetiştirdi ki, "İmâm-ı Rabbânî"yi, Görmemişti bu dünyâ böyle yüksek velîyi.