"İndir onu aşağı!" Dedi ki: (Hükümdârım, bana bırak bu işi. Sihrimin karşısında, tutunamaz o kişi.) Cümle talebesini takarak arkasına, Oturdu kendi dahî, bir "Ceylânın postu"na. Büyük gürültülerle, bağırıp çağırarak, Geldiler, kendi dahî önlerinde uçarak. "Mu'înüddîn-i Çeştî", gelenleri görünce, Hemen etrâflarına, bir "Çizgi" çizdi önce. Sonra da, buyurdu ki o mü'minlere hemen: (Dışarı çıkmayınız, sakın bu daireden!) Sihirbâz Ecipal ve cümle talebeleri, Aslâ giremediler daireden içeri. Dünyâca gâyet meşhur tanınan bu sihirbâz, Büyük hayret içinde, dedi ki: (Hayır, olmaz! Benim gibi bir sâhir yokken dünyâ yüzünde, Nasıl mağlûb olurum, bir insanın önünde.) Bir şey yapamayınca mü'minlere velhâsıl, Başka sihirlerini denedi, fasıl fasıl. Dağlardan, milyonlarca "Yılanlar"ı alarak, Onların üzerine gönderdi, sihr yaparak. Yılanlar, sürü sürü, dere tepe aştılar. Sular gibi akarak, onlara ulaştılar. Lâkin geldiklerinde onlar da o "Çizgi"ye, Yine giremediler, bir santim içeriye. Yine âciz kalınca, bu sihirle de artık, "Ateşler" yağdırmaya başladı bir aralık. Lâkin o ateşler de, geldiğinde "Çizgi"ye, Tek bir kıvılcım dahî, girmedi içeriye. Onlara, zerre kadar yapamadan bir zarar, Me'yûs halde geriye döndü o sihirbâzlar. Onların en büyüğü, dedi ki hükümdâra: (İzin ver, tek başıma gideyim ben onlara.) Bir "Ceylân derisi"nin üstüne oturarak, Mü'minlerin üstüne, geldi tekrar uçarak. "Mu'înüddîn Çeştî"yi tehdît etti bir hayli. Hırlayan bir köpeğe benziyordu o hâli. O dahî, sihirbâza buyurdu ki o anda: (Sen, yerde ne yaptın ki, ne yaparsın havada?) Bu sözden etkilenen sihirbâz da, o zaman, Postunun üzerinde yükseldi göğe o an. Ne zaman ki mü'minler, görmedi artık onu, "Mu'înüddîn-i Çeştî" çıkardı "Pabuc"unu. Buyurdu: (Ey pabucum, sen de çık havalara. İndir onu aşağı, başına vura vura.) Ve o "Pabuç", havaya fırladı birden bire. Sür'atle yükselerek, yetişti o kâfire, Başına vura vura, indirdi "Ecipal"i. Artık sihir yapmaya kalmamıştı mecâli.