Nehirden o sandığı alıp merak ettiler, Ve hemen "Âsiye"ye koşup teslîm ettiler. "Hazreti Âsiye" ki, eşiydi Firavun'un, Lâkin Hak teâlâya îmânı tamdı onun. Sandığı açtığında, kaldı hayret içinde, Yeni doğmuş bir "Bebek" vardı zîrâ içinde. Bir "oğlan çocuğu"ydu, güzeldi hem de gâyet, Kalbinde, o çocuğa duydu büyük muhabbet. Sandıktan çıkararak, bastı onu bağrına, Ve hemen söylemedi bu işi Firavun'a. Çünki haber verseydi bu erkek çocuğunu, Derhâl emir vererek, "Öldürün" derdi onu. Lâkin çabuk yayıldı bu haber her tarafa, Câsuslar, "Âsiye"ye koşup geldi bu defâ. Dediler: (Yanınızda varmış bir erkek çocuk, Bize teslîm eyle ki, boğalım onu çabuk.) Fakat hemen vermedi, dedi: (Biraz sabredin, Bununla mı artacak sayısı mü'minlerin? Ben ricâ edeceğim gidip de Firavun'a, Bu erkek çocuğunu bağışlar belki bana.) Ve derhâl bebek ile seğirtti Firavun'a, Dedi ki: (Bu çocuğu bağışla lütfen bana.) Firavun şöyle bir baktı, dedi: (Fakat bu, oğlan, Bilmez misin oğlanlar öldürülür hep şu an. Götür de öldürsünler bunu da ilgililer, Eğer biz öldürmezsek, o bizi helâk eder. Bana öyle gelir ki, bu, İsrâil oğludur, Beni helâk edecek o çocuk belki budur.) Âsiye Hâtun ise dedi ki: (Ey Firavun! Niçin öldürtüyorsun, ne suçu var ki bunun? Bu, mâsum bir çocuktur, öldürme bunu zinhâr, Bundan, kat'î sûrette gelmez sana bir zarar.) Daha başka şeyler de söyliyerek zevcine, Bağışlattı çocuğu, nihâyet kendisine. O günden îtibâren, "Mûsâ aleyhisselâm", Firavun'un sarayında gördü hürmet, ihtimâm. Ne garip bir tecellî, ne büyük hikmettir ki, Kucağında büyüttü onu Firavun kâfiri. Hem de büyük îtinâ, izzet ve ikrâm ile, Yetişip, bir sıkıntı görmedi zerre bile. Halbuki o Peygamber, varınca kırk yaşına, Onun saltanatını yıkacaktı başına. Esâsen "Bu çocuğu" arıyordu Firavun, Onu bulup öldürmek, tek arzûsuydu onun. Nice mâsum yavruyu öldürttü maalesef, Bu yolda hazîneler ederdi sarf ve telef. Halbuki yanındaydı aradığı o bebek, Kendisi büyütürdü, bizzât hizmet ederek.