Bu mübârek hâtunu, Firavun böylelikle, "Süt anne" tâyin etti, bir dînar gündelikle. Çocuğunu alarak, dönerken hânesine, "Âsiye hazretleri" dedi ki kendisine: (İstersen bu sarayda emzir onu ey hâtun, Çünki ayrılığına dayanamam ben onun. Bil ki ben, hiçbir şeyi sevmedim bunun kadar, Burada emzirirsen, gelmez sana bir zarar.) Ve lâkin vâlidesi, özür beyân ederek, Sarayda emzirmeyi arzû eylemedi pek. Dedi ki: (Bir çocuğum daha var benim fakat, Ondan ayrı kalırsam, kalbim hiç etmez râhat. Müsaade ediniz, ben evime gideyim, İkisini berâber evimde emzireyim.) Âsiye "Peki" dedi onun bu teklîfine, O da, oğlunu alıp, avdet etti evine. Bir gün evvel, nehire bırakarak oğlunu, "Öldürürler mi?" diye, düşünürken hep onu, Ertesi gün, her türlü korkudan kurtularak, Yanında besliyordu, endîşesiz olarak. Zâten ilhâm etmişti Allah da ona bunu, Bir gün içerisinde geri verdi oğlunu. "Mûsâ aleyhisselâm" gelişince bir miktâr, "Âsiye", görmek için eyledi yine ısrâr. Dedi: (Çok özlüyorum ben o senin oğlunu, Şimdi arzûm odur ki, göreyim hemen onu.) O da "Peki" dedi ve bir gün tâyin ettiler, Âsiye çok sevinip, dedi: (Ey hizmetçiler! Falan gün, sarayıma geliyor benim oğlum, O gün hepinizi de, burada istiyorum, Karşılasın oğlumu, herkes bir hediyeyle, Ve hattâ bunda herkes, yarışsın birbiriyle. Bu bâbta kim daha çok gösterirse îtinâ, Daha fazla îtibâr ederim ben de ona.) O gün yola çıktılar iltifât ve izzetle, "Hazreti Âsiye"ye geldiler bu sûretle. Öyle bir "Karşılama merâsimi" oldu ki, Olmamıştı evvelce bir tören bunun gibi. Zîrâ hânelerinden çıkıp o bahtiyârlar, Âsiye'nin yanına vâsıl olana kadar, Her bir adımlarında yapıldı tezâhürât, Verildi çok kıymetli hediye ve mütkâfât. Hazreti Âsiye de, sevindi gâyet buna, Çocuğu, muhabbetle alıp bastı bağrına. Meliklere yakışır bir tarzda etti ikrâm, Ve yenildi sarayda çeşitli lezîz taâm. "Âsiye", daha sonra çocuğu Firavun'a da, Götürdü ki, o dahî bulunsun bir ikrâmda...