Mûsâ aleyhisselâm

A -
A +

Firavun, kucağına oturttu onu, fakat, O, onun sakalını çekip vurdu bir tokat. Bu hareket, fazlaca kızdırdı Firavun'u, İçinden, "Emir verip öldürtmek" geldi onu. Hemen cellâtlarına gönderdi ki bir haber, Derhâl gelip, çocuğu orada öldüreler. Ve lâkin bu haberi duyar duymaz "Âsiye", Koşup, çalıştı onu bundan vazgeçirmeğe. Dedi ki: (O, çocuktur, bilmeden yaptı bunu, Bilemez yaptığının uygunsuz olduğunu.) Lâkin bu olanlara, çok kızmıştı Firavun, "Öldürtmek" husûsunda karârı tamdı onun. Âsiye hazretleri dedi ki: (Az dur hele, İstersen deneyelim çocuğu bir şey ile. Meselâ bir "Yâkut"la, bir de "Ateş koru"nu, Önüne bırakarak, tâkip edelim onu. Bunlardan hangisine bakalım el uzatır? Çocuk mudur, değil mi, o zaman belli olur. "Yâkut"u almak için uzanırsa o şâyet, Deriz: "Aklı eriyor, cezâsını ver elbet". Eğer "Ateş koru"na uzatırsa elini, Anlarız çocuk olup, aklı ermediğini. Bu imtihân şeklini kabûl etti Firavun, İkisini getirip, önüne koydu onun. Çok heyecânlanmıştı Âsiye de o ara, Yâkut'a uzanırsa, ölecekti o zîrâ. Çocuk, Yâkut'a doğru uzanıyordu ki tam, Sür'atle indi gökten "Cibrîl aleyhisselâm". Ve hazreti Mûsâ'nın elini tutup birden, "Ateş koru"na doğru çevirdi onu hemen. Mûsâ aleyhisselâm, bir "Kor" aldı eline, Götürüp koydu onu dilinin üzerine. Âsiye, Firavun'a dedi ki son olarak: (Aklı ermediğini sen de gördün işte bak. O, henüz bir çocuktur, bilmez ne yaptığını, Anlamaz o bu yaşta zararını, kârını.) Bu hâdiseyi görüp, vazgeçti Firavun dahî, Hattâ onu sevmeğe başladı bizâtihî. Çünki onda vardı ki bir melâhat, güzellik, Derhâl âşık olurdu kim görseydi onu ilk. Büyüyüp erginleşti Firavun'un sarayında, Ne istese, önüne geliyordu ânında. Onun bineklerine binip dolaşıyordu, Herkes onu, "Firavun'un oğlu" zannediyordu. Bülûğ yaşına gelip, erdi rüşd kemâline, Hak teâlâ, ilim ve hikmet verdi kendine. Firavunun dîninin, "Bozuk din" olduğunu, Bilip, insanlara da anlatırdı hep bunu.