Mûsâ aleyhisselâm

A -
A +

"Mûsâ Nebî", alarak birâderi "Hârun"u, Gelip îmân etmeğe çağırdı "Firavun"u. Firavun, Mûsâ Nebîye suâl etti: (Sen kimsin?) Dedi: (Peygamberiyim âlemlerin Rabbinin.) Hayretle karşıladı böyle söylemesini, "Tek ilâh" biliyordu zîrâ o kendisini. Dedi: (Geldin bebekken, sen bizim elimize, Nankörlük değil midir bu yaptığın iş bize?) Buyurdu: (Sen zulüm ve işkence yapmasaydın, Erkek çocuklarını öldürüp boğmasaydın, Büyütürdü âilem elbette beni yine, Zulmünün sebebiyle düştüm senin eline.) Bir cevap veremeyip, bir an sükût eyledi, (Peki, bu âlemlerin sâhibi kimdir?) dedi. Buyurdu: (Kâinâtta her ne ki şimdi vardır, Hepsinin yaratanı Allahü teâlâdır.) O böyle söyleyince, sinirlendi Firavun, Dedi: (Sen, benden gayri ilâh mı tanıyorsun? Eğer ki böyle ise, haber vereyim sana, Muhakkak ki seni ben, hapsederim zindana.) Buyurdu: (Mûcizeyle isbât edersem eğer, Yine beni zindana atar mısın bu sefer?) Dedi ki: (Sâdık isen Peygamberlik dâvânda, Haydi, göster bakalım mûcizeni şu anda.) Mûsâ Nebî, elinden yere koydu "Âsâ"yı, Gördü Firavun o anda koca bir "Ejderhâ"yı. Dehşete kapılarak, fırladı koltuğundan, Ve ne yapacağını şaşırdı korkusundan. Dedi: (Seni Peygamber gönderen o ilâhın, Hakkı için tut onu, üstüme saldırmasın. Eğer onun şerrinden halâs edersen beni, Serbest bırakacağım seni ve kabîleni.) Mûsâ aleyhisselâm, dokununca eliyle, O ejderhâ, bir anda bir "Âsâ" oldu yine. Firavun dedi: (Yâ Mûsâ, var mı başka mûcizen? Var ise, onu dahî göster bana şimdi sen.) Mûsâ aleyhisselâm buyurdu ki: (Evet var.) Ve elini, koynuna soktu ve çekti tekrâr. Eli, "Güneş" misâli başladı nûr saçmağa, Hattâ parlaklığından, imkân yoktu bakmağa. Öyle ki, ışıkları uzaklara giderdi, Evlerin duvarından içerlere girerdi. Firavun'un da ziyâdan kamaşmıştı gözleri, Düşündü bir an için ona îmân etmeği. Fikrini söyleyince vezîri "Hâmân"a da, Şiddetle karşı çıkıp, vazgeçirdi o anda. Firavun, sihirbâzlara gönderdi ki bir haber, "Gelip Mûsâ Nebîyle müsâbaka edeler."