Meydâna, "Yetmiş iki" sihirbâz gelmişti tam, Firavun'un karşısında, ettiler arzı endâm. Hazreti Mûsâ dahî, kardeşini alarak, Teşrîf etti meydâna, "Âsâ"ya dayanarak. Baktı ki, toplanmışlar bir hayli çok sihirbâz, Üzülüp, herbirini eyledi hemen îkâz. Hiddetle çıkıştı ki: (Yazıklar olsun size, Hiç berâber olur mu sihir ile mûcize? Siz, Allah ve Resûle karşı mı gelirsiniz? Böyleyse, tam hüsrândır ancak âkıbetiniz.) Konuşup, dediler ki: (Peygamberdir bu kimse, Ona îmân etmezsek, bir belâ gelir bize.) Ve lâkin Firavun'un zararından korktular, Bunu, müsâbakadan sonraya bıraktılar. Her birinin elinde var idi "İp" ve "Âsâ", Edebe riâyeten dediler ki: (Yâ Mûsâ! Sen mi önce başlarsın, bizler mi başlıyalım? Bu bâbta sen ne dersen, biz de öyle yapalım.) Cevâben buyurdu ki: (Siz başlayın ilk kere.) Onlar, âletlerini koydular hemen yere. Ve sihir te'sîriyle, "İp"ler ile "Âsâ"lar, Oynadı "Yılan" gibi, gördü bunu insanlar. Sonra hazreti Mûsâ, "Âsâ"yı koydu yere, Kocaman bir "Ejderhâ" oldu o birden bire. O ip ve sopaları yerlerden toplıyarak, Yutuverdi hepsini, bir "mûcize" olarak. Sihir âletlerinden kalmadı yerde eser, Az sonra o ejderhâ, "Âsâ" oldu bu sefer. Bu büyük mûcizeyi görünce sihirbâzlar, "Peygamber" olduğuna verdiler kat'î karâr. Secdeye kapanarak, dediler ki: (Şimdi biz, Âlemlerin Rabbine îmân ettik hepimiz.) Firavun bunu görünce, kudurdu, öfkelendi, Gadabından, yerinde duramaz hâle geldi. Dedi: (Ey sihirbâzlar, benden müsaadesiz, Mûsâ'nın tanrısına îmân mı edersiniz? Ben sizin cezânızı veririm şimdi ama, El ve ayağınızı kesip de çaprazlama, Hurma ağaçlarına asayım da âkıbet, Herkes bu hâlinizi görsün de alsın ibret.) Dediler: (Ey Firavun, ne yaparsan yap bize, Biz îmân eylemişiz hakîkî Rabbimize. Senin, ancak dünyâda erişir bize zulmün, Ve lâkin âhiret var, hesap var elbet o gün.) Buna rağmen o zâlim, yaptı dediklerini, O îmân edenlerin öldürdü herbirini. Sabahleyin, cümlesi "sihirbâz" ve "kâfir"ken, Akşama "mü'min" olup, hep öldüler şehîden.