Mûsâ aleyhisselâm

A -
A +

O günlerde, bir vahiy geldi Mûsâ Nebîye, (Mü'minleri alarak, Mısır'dan çık git) diye. Mûsâ aleyhisselâm, toplayıp mü'minleri, Teblîğ etti onlara, Hak'tan gelen bu emri. Ve hazırlık yaparak Müslümânlar o gece, Hep birlikte, Mısır'ı terk ettiler gizlice. "Firavun", hâdiseyi duyup oldu perîşân, Tedbîr almadığına üzülüp oldu pişmân. Onları, peşlerinden tâkîbe verdi karâr, Ordusuyla Mısır'dan çıktılar apar topar. Güneşin doğmasına kalmıştı ki az zaman, Gelip, o mü'minlere yetiştiler arkadan. Ve lâkin Mûsâ Nebî, buyurdu: (Korkmayınız, Onların şerlerinden korur bizi Rabbimiz.) Kızıldeniz çıkınca, önlerine nihâyet, Dedi ki: (Yâ ilâhî, sen bize ver selâmet.) Emretti Hak teâlâ, o an Mûsâ Nebî'ye, (Geçmek için, Âsâ'nı o denize vur) diye. Âsâ'sını denize vurunca Mûsâ Nebî, Denizden "Oniki yol" açıldı cadde gibi. Zâten Benî İsrâil, "On iki" kavimdiler, Her bir kavim, bir yola girip ilerlediler. İki yol arasında, dağlar gibi su vardı, Lâkin birbirlerini yine görüyorlardı. Onlar karşı yakaya geçince sağ ve sâlim, Henüz Kızıldeniz'e erişmişti o zâlim. Görünce o yolları, ettiler pek çok hayret, Kimse gösteremedi girmek için cesâret. Firavun dedi: (Bakınız, deniz de korktu benden, Heybetimden, yollara ayrılmış ben gelmeden.) Vezîri Hâmân ise, dedi: (Ben girmiyorum. Bu, Mûsâ'nın işidir, sen de girme diyorum.) Firavun, hiç aldırmayıp onun bu sözlerine, Derhâl girmek istedi o yollardan birine. Gitmedi bu sefer de, diretti bindiği at, Cibrîl aleyhisselâm, çıkageldi o sâat. O yollardan birine, atıyla girdi önce, Firavun'un atı dahî, girdi onu görünce. Hazreti Mîkâil de, gelip arkalarından, Derdi: (Haydi yürüyün, ayrılmayın ordudan.) Ön ucu varmamışken henüz karşı sâhile, Arka ucu, denize girmişti tamâmiyle. Yani Firavun ordusu, denizdeyken kâmilen, Hak teâlâ denize, (Kapan!) dedi âniden. O sular birleşerek, kapandı bütün yollar, Firavun ve ordusu, tamâmen boğuldular. On Muharrem, Aşûre günü idi tam o gün, Mü'minler, şükür için oruç tuttu topyekün.