Nasıl kurtuldu?

A -
A +

Şöyle nakledilir ki: Bu zâtın zamanında, Sâlih bir kimse vardı "Seyyid Atâ" adında. Bu kişi, bu velîyle ettiyse de mülâkât, "Büyük zât" olduğunda, şüphesi vardı fakat. Bu yüzden ona karşı, şânına yakışmıyan, Bir davranış içinde bulunmuştu bir zaman. Lâkin tam o günlerde, dağdan haydut kimseler, Bu kişinin köyüne baskın düzenlediler. "Bir oğlu" var idi ki, aldılar onu esir. Seyyid Atâ, bu hâle oldu çok müteessir. Kendine bu belânın, nereden geldiğini, Yakînen anlıyarak, ayıpladı kendini. "Özür dilemek" için bu büyük evliyâdan, Büyükçe bir ziyâfet tertîb etti o zaman. Gâyesi, almak idi o velînin gönlünü. Şehrin eşrâfını da çağırmıştı o günü. Sofralar kuruldu ve hazırlık oldu tamam. Mevcut idi sofrada, çeşitli türlü taam. Hep gelmişler idi ki, sâir dâvetlileri, "Alî Râmîtenî" de teşrîf etti içeri. O zaman Seyyid Atâ, konuştu gâyet vecîz. Dedi: (Ey dâvetliler, hoş geldiniz hepiniz. Hamdü senâ olsun ki Allahü teâlâya, Pîrimiz şerefine, geldik biz bir araya. Yemeğe, ilk evvelâ başlamadan pîrimiz, El uzatmamalıyız yemeğe hiç birimiz.) O, büyük bir edeble böyle söylediğinde, Henüz başlamamıştı "Alî Râmîtenî" de. Kalbinde, ona karşı duydu sevgi, merhamet. Şefkatle ona dönüp, buyurdu ki nihâyet: (Ey Seyyid, senin oğlun gelmedikçe buraya, Ben de uzatmıyorum elimi bir lokmaya.) Henüz bitmemişti ki, işbu temennîleri, Seyyid Atâ'nın oğlu giriverdi içeri. Çocuğu görür görmez evdeki dâvetliler, Hayret ve sevinç ile, hep "tekbîr" getirdiler. O dahî çok sevinip, gördüğünde oğlunu, Sarılıp sordu hemen, nasıl kurtulduğunu. O dedi: (Onbeş günlük, çok uzak bir mahâlde, Mahbûs bulunuyordum, ellerim bağlı halde. Bir de baktım, burada buluverdim kendimi. Bilmem ki nasıl geldim, kim çözdü ellerimi?) Bu işin içyüzünü ederken herkes merak, "Seyyid Atâ", sevinçle ayak üzre kalkarak, Dedi ki: (Hamd ve senâ olsun ki Rabbimize, Böyle büyük bir velî ihsân eyledi bize. Oğlumun, bu belâdan halâsına tek sebep, Yüksek üstâdımızın bir himmeti oldu hep.)