Mağarada doğdu!.. İdrîs aleyhisselâm, göğe çıktıktan sonra, İnsanlar yoldan çıkıp, tapındılar putlara. Hak teâlâ bu kavme, gönderdi "Nûh Nebî"yi, O gelip, insanları "hak yol"a dâvet etti. Babası, çok asîl bir zâttı "Lâmek" adında, Resûlullahın "Nûr'u" parlıyordu alnında. Annesi de "Kaynuş" nâm bir hanımdı, pek afîf, Nûh Nebî, bu hanımdan dünyâya etti teşrîf. Lâkin "Dermesil" adlı, var idi ki bir sultân, İmânı olanlara, vermezdi aslâ emân. Zâlim ve kâfir olup, tapıyordu putlara, Sebepsiz zulmederdi, îmânı olanlara. Gün geldi, "Nûh Nebî"ye, hâmileydi annesi, Başladı bu husûsta, korku ve endîşesi. Oğluna gelir diye, ondan zarar ve âfet, "Gizli doğum" yapmayı düşündü en nihâyet. Doğum vakti gelince, çıkarak hânesinden, Gitti bir "mağara"ya, kimseye görünmeden. Gizlice mağaraya gelip oldu mülâki, Doğum, bu ıssız yerde, yalnızken oldu vâki. Sonra bu yavrusunu, bırakıp mağaraya, Dönerken, hüzünlenip, başladı ağlamaya. İçli gözyaşlarıyla, "Vâh oğlum!" diyerekten, Ağlarken, konuşmağa başladı oğlu birden. Dedi ki: (Anneciğim, hiç üzülme, râhat et, Beni yoktan yaratan, hıfz eder yine elbet.) Bir miktâr ferâhladı, O bunu işitince, Velâkin muhabbeti fazlalaştı iyice. Yavrusunu bırakıp, ıssız bir mağaraya, Ayrılmak, ne de büyük acıydı bir anaya. Lâkin selâmetini düşünerek oğlunun, Buna "sabır" gösterip, takdîre eğdi boyun. O'nu, Hak teâlâya emânet eyliyerek, Ayrılıp gitti eve, gözyaşları dökerek. O günden sonra "kırk gün" geçmişti ki aradan, Melekler, O'nu gelip, aldılar mağaradan. Getirip, annesine verdiler sağ ve sâlim, Çok sevinip dedi ki: "Çok şükür sana Rabbim". Annesinin yanında büyüdü tamâmiyle, O, "hazret-i Âdem"e benzerdi her hâliyle. Gençliğinde, "çobanlık" yapmış idi bir miktâr, Biraz da "ticâretle" olmuştu alâkadar. Kavmi ise, tamâmen çıkmıştı doğru yoldan, Büsbütün gâfildiler, Allahü teâlâdan. Kendi elleri ile, taşlardan "put" yaparak, İbâdet ederlerdi, O'na "ilâh" olarak. Vaktâ ki "Nûh peygamber", yaşı tam oldu elli, Gönderdi kendisine, Rabbimiz Cebrâil'i.