Ona inanmadılar "Nûh nebî"yi, peygamber edince Cenâb-ı Hak, Tamâmen yoldan çıkıp, azmış idi cümle halk. İçki, kumar ve zinâ, zulüm, hîle, haksızlık, Sarmış idi her yanı, fecî bir ahlâksızlık. Nûh Nebî, önceleri "gizliliğe" riâyet, Ederek, insanları eyledi Hakka dâvet. Yılmadan, gece gündüz gayret sarf ettiyse de, İnanan olmamıştı kendisine yine de. Zîrâ o ahlâksızlar, O'na inansalardı, "Nefsî arzûları"nı yapamıyacaklardı. Bayramları vardı ki, onların senede bir, O gün toplanırlardı, kadın erkek, genç ve pîr. Putlarının önünde, binlerce "kurbân" kesip, İbâdet ederlerdi, onlara secde edip. Sonra içki içerek, çalıp oynuyorlardı, Her türlü ahlâksızlık ve zinâ yaparlardı. Nûh aleyhisselâm da, gitti bayram yerine, "Bana yardım et" diye, duâ etti Rabbine. Yüksek bir yere çıkıp, seslendi ki: (Ey kavmim! Beni, peygamber yapıp, gönderdi size Rabbim. Allah'ın birliğine ederim sizi dâvet, Hakîkî ma'bûd O'dur, O'na yapın ibâdet. Bu putlar, gerçek ma'bûd değildir tapılacak, Sâdece Allah vardır, ibâdet yapılacak.) O böyle söyleyince, o putlar, birdenbire, Oldukları yerlerden, devrilip düştü yere. Hükümdâr "Dermesil" de, duydu ve gördü bunu, Sordu adamlarına, O'nun kim olduğunu. Dediler: (O delidir, tutulmuş bu illete, Bu yüzden böyle şeyler, söylüyor bu millete.) "Dermesil" çok kızarak, dedi ki: (Öyle ise, Yakalayıp getirin o şahsı önümüze.) Adamları, bir anda O'nu yakalıyarak, Dermesil'in önüne getirdiler çabucak. Dedi: (Sen kimsin böyle, sana yazıklar olsun, Bizi, ilâhımızdan ayırmak istiyorsun.) Buyurdu: (Adım Nûh'tur, Allah'ın Resûlüyüm, "Tek Allah'a" îmâna, sizi çağırıyorum. Taptığınız o putlar, değildir "ma'bûd-u hak", Sâdece "Allah" vardır, ibâdete müstehak.) O dedi: ("Deli" isen, tedâvi ettirelim, Yok eğer "fakîr" isen, sana yardım edelim.) Buyurdu: (Ne deliyim, ne de fakîr bir kimse, "Allah'ın emri" ile, peygamber geldim size. İstediğim, sâdece şudur ki benim yalnız; Allah'a îmân edip, O'na kulluk yapınız.) Dedi ki: (Bugün bayram olmasa idi şâyet, Seni, pek şiddetlice, öldürecektim elbet.)