Hakaretlere sabrediyordu! "Hazret-i Nûh", kavmine der idi ki: (Ey kavmim! Beni, Resûl olarak gönderdi size Rabbim. Bu putları bırakıp, uyanın bu gafletten, Vazgeçin bu putlara secde ve ibâdetten. İbâdet olunacak, tek ma'bûd var ki elbet, O da Hak teâlâdır, O'na yapın ibâdet.) Lâkin inanmadılar yine o nasîpsizler, Reîsleri gelerek, dedi ki: (Ey Nûh, yeter. Sen dahî "bizim gibi" bir insansın nihâyet, Sana uymamız için, var mı lüzûm ve hâcet? Senin, bize nazaran yok ki bir üstünlüğün, Fazla değil hem bizden paran, malın ve mülkün. Aşağı kimselerdir, sana inananlar da, Gâyet sefil ve fakîr kimselerdir onlar da. Onları yanından kov, ederiz belki îmân, "Ar gelir" zîrâ bize, onlarla bulunmaktan.) Buyurdu ki: (Ey kavmim, ben teblîğ ediyorum, Sizden, buna karşılık, bir şey istemiyorum. Sizin sözünüzle de, kovamam onları ben, Onlar mükâfâtlanır, Cennetle Rablerinden.) Onlar inâd ederek, dediler ki: (Ey Nûh, bak, Sana inanmıyoruz, bu işi artık bırak! Zîrâ sen, bizim gibi yiyorsun, içiyorsun, Sonra da gelip bize, "peygamberim" diyorsun. Allah istese idi, bize "Resûl" göndermek, "İnsan" değil, elbette gönderirdi bir "melek". Senin bu iddiâda bulunman, bize göre, Apaçık "deliliktir", hiç yorulma boş yere.) O, bu hakâretlere, her gün sabrediyordu, Yine de, teblîğini devâm ettiriyordu. O, kavmine ettikçe, her gün öğüt, nasîhat, Onlar inanmamakta ederdi yine inât. Üstüne hücûm edip, döverlerdi de hattâ, O, yine bulunurdu onlara teblîgatta. Gece, kapılarını ısrârla çalıyordu, Onları hidâyete, dîne çağırıyordu. Lâkin inanmadılar, O'nun bu teblîğine, "Sefîh, alçak" dediler, devâm etti O yine. Hattâ "delilik" ile, ettiler O'nu ithâm, O yine hiç yılmadan, teblîğe etti devâm. Her gün döverlerdi de kızarak bu sebepten, Yine geri durmazdı, teblîğ-i risâletten. Yanlarına giderek, derdi ki: (Ey insanlar! Vazgeçin bu inâttan, ilâh değil bu putlar.) Onlar, hiç duymuyordu O'nun dediklerini, İnâtla yaparlardı, yine bildiklerini. Hattâ "Onu görmemek", maksat ve gâyesiyle, Hemen kapatırlardı gözlerini bir şeyle.