Nûh aleyhisselâm

A -
A +

Dünyayı su kapladı Vaktâ ki tamâmlandı, Nûh Nebî'nin gemisi, Yakınlaştı iyice, o azâbın gelmesi. Nûh peygamber, kavmine dedi ki son olarak; (Beni, size "peygamber" gönderdi cenâb-ı Hak. Size, bunca senedir ettimse de nasîhat, Dinlemeyip, istihzâ eylediniz siz fakat. İşte bu yüzdendir ki, yakında Hak teâlâ, Sizin üzerinize, gönderecek bir belâ. O azâb "tûfân"dır ki, dünyâ suyla dolacak, İmâna gelmiyenler, o suda boğulacak. Bu belâdan kurtulmak isteyen varsa her kim, Acele îmân etsin, "son sözüm"dür bu benim.) Dediler: (Yüz yıllardır, bu lâfı dinliyoruz, Gelsin ne gelecekse, sana inanmıyoruz.) Va'd olunan "Azâb"ın, gelmişti vakti zâten, Tûfan alâmetleri, görüldü çok geçmeden. Su, yerde yavaş yavaş, başladı yükselmeğe, Ve başladı mü'minler o gemiye binmeğe. "Nûh Nebî", bir kez daha kavmin hükümdârını, Çağırtıp, kendisine yaptı son ihtârını. Kral ve o müşrikler, yine inkâr ettiler, Ve bunu, normal yağan "bir yağmur" zannettiler. Müslümânlar, gemiye binince en nihâyet, Tûfânın şiddeti de, fazlalaştı be gâyet. Oğlu "Ken'ân", kenarda dururdu zevcesiyle, İkâz etti O'nu da, babalık şefkatiyle: (Ey evlâdım, haydi gel, bizimle bin gemiye, Kurtuluş yoktur bugün, mü'minlerden gayriye.) Babası, ettiyse de son defâ O'nu îkâz, Lâkin O, inâdından yine etti îtirâz. Dedi: (Su yükselirse, çıkarım şu dağlara, Nasıl olsa bu sular, çıkmaz tâ oralara.) O böyle konuşurken, "lâubâli" olarak, Bir dalga, gelip O'nu götürdü, etti helâk. Hak teâlâ emriyle, yağmurlar yağdı gökten, Yer yer sular kaynadı, toprağın her yerinden. Suların seviyesi, yükseldi ki o kadar, Kayboldu su içinde, en yüksek büyük dağlar. Kırk gündüz ve kırk gece, devâm etti bu tûfân, Kâfirler hep öldüler, kalmadı ehl-i tuğyân. Nûh Nebî'nin gemisi, "altı ay" müddet ile, Dalgalar arasında, yüzdü hep selâmetle. Hak teâlâ emriyle, kesilince yağmurlar, Alçalmağa başladı, yavaş yavaş o sular. Seviye alçaldıkça, gemi de iniyordu, Yüksek dağlar, gemiyi, kendine bekliyordu. "Cûdi dağı", tevâzu eyleyip, etti duâ, İndirdi Hak teâlâ, onu bu küçük dağa.