İslâm âlimlerinin çok büyüklerindendi. İnsanların kalbine, feyiz verenlerdendi. "Ârif-i Rîvegerî" hazretlerine gidip, Yetişti tasavvufta, o zâta hizmet edip. Hem maddî, hem mânevî ilimlerin hepsini, Bu üstâdından alıp, ıslâh etti nefsini. Bu yolda, tam olarak yetişince, nihâyet, Hocası, kendisine verdi mutlak icâzet. Buyurdu ki: (Gaflete dalmayın ki siz sakın, "Ölüm var" ve belki de eceliniz çok yakın. Dünyâ, bir "İmtihân"dır, ölümle sona erer. Ve ecel, peşinizden sizi hep tâkîb eder. Ölüm uyandırmadan, uyanın ki şimdi siz, Yoksa, mahşer gününde pişmânlık çekersiniz.) Derdi ki: (Bu dünyâya eylemeyin muhabbet. Zîrâ ona, Rabbimiz vermiyor zerre kıymet. Merhamet eyleyin ki kullarına Allahın, Allah da, âhirette acısın size yarın.) Talebesi içinden, "Alî Râmîtenî"yi, Çok sevip, tasavvufta yetiştirdi çok iyi. Resûlullahtan gelen feyzleri, aynen yine, "Alî Râmîtenî"nin akıttı saf kalbine. Bir gün, bu talebesi ederken zikre devam, Geldi onun yanına, "Hızır" aleyhisselâm. Hürmetle karşılayıp, sordu ona bir suâl: (Kim vardır bu zamanda ehl-i ilim, ehl-i hal?) Buyurdu ki: (Ey Alî, "Mahmûd İncirfağnevî", Kendine uyulacak büyük âlim ve velî. Her kim ona uyarsa, halâs olur gafletten. Kurtulur tez vakitte, dünyâya muhabbetten.) Bir gün de, giderlerken talebeyle bir yere, Havada beyaz bir "Kuş" gördüler birden bire. Başları üzerine alçalarak bir hayli, Konuştu açık açık: (Kâmil er ol, yâ Alî!) Pek çok duygulanarak böyle söylemesinden, Talebenin bir çoğu, geçmişti kendisinden. Biraz sonra, gelince yine kendilerine, Sordular hikmetini Alî Râmîtenî'ye. Buyurdu: (O, "Mahmûd-u İncirfagnevî"dir ki, Vermişti Hak teâlâ ona bu kerâmeti. O, yükselmiş olduğu çok yüksek makamında, Yetişir insanlara, en sıkışık ânında. Şu anda, filân kimse, alır son nefesini. Ziyârete gidiyor, uçarak kendisini. Zîrâ duâ etmişti o kişi daha önce, "Yâ Rab, gönder bir velî, bana ecel gelince." Şeytânlar, şimdi ona olmuşlardır musallat. Onları kovmak için, gidiyor şimdi bizzât.)