Şakîk-i Belhî

A -
A +

"Belh" şehrinde ikâmet ediyordu evvelden. Tüccârlık yapıyordu, henüz tövbe etmeden. Türkistân'a gitmişti, genç iken mal almaya. O yeri merak edip, başladı dolaşmaya. Bir "Puthâne" görerek, girdi hemen içeri. O anda içeride, var idi "yaşlı" biri. İbâdet ediyordu, o, bir putun önünde. Hayret içinde kaldı o bunu gördüğünde. Yanına yaklaşarak, dedi: (Ne yapıyorsun? Niçin sen, böyle cansız bir puta tapıyorsun? Halbuki bir "Sâhib"in var ki seni yaratan, Her türlü murâdına kavuşur Ona tapan. O hakîkî ilâh da, "Allahü teâlâ"dır. İbâdet olunmaya, sırf O'nun hakkı vardır.) O putperest dedi ki: (Doğruysa söylediğin, Niçin yurdundan çıkıp, bu uzak yere geldin? Bahsettiğin o Allah, verirken sana rızık, Sen, rızkını burada arıyorsun, çok yazık. Halbuki orada da görülürdü bu işin. Niçin tâ buralara uzandın rızık için?) Bu sözden duygulanıp, çok haklı gördü onu. Oradan ayrılarak, tuttu Belh'in yolunu. Rastladı bu sefer de, yolda bir "Mecûsî"ye. Ticâret yaptığını söyledi o kimseye. O dahî öğrenince ne için geldiğini, Bir şeyler söyliyerek îkâz etti kendini. Dedi: (Ticâret için geldinse, yazık sana. Rızk için gelinir mi Belh'ten tâ Türkistan'a? Kısmetinde olmıyan bir rızkın peşindeysen, Ele geçiremezsin, yıllarca böyle gezsen. Şâyet kısmetin olan rızıksa aradığın, Ne için arkasında koşuyorsun o rızkın? Bil ki o, senin için ayrılmıştır bir yana. O gelip bulur seni, lüzum yok aramana.) Onun dahî sözünü beğenip, oldu hayrân. O günden îtibâren, soğudu bu dünyâdan. Her iki kişinin de, doğru bulup sözünü, Dünyâdan "Âhiret"e tam çevirdi yüzünü. Düşündü ki: "Âhiret lâzımdır bana önce. Çünkü hesap sorulur her insana, ölünce. Önce, İslâmiyyeti bilmeliyim mükemmel. Sonra da, yapmalıyım onunla iyi amel. Beni, ibâdet için yarattı Hak teâlâ. İbâdet nasıl olur? Bilmem lâzım evvelâ." O böyle düşünerek, "İlm"e verdi kendini. Öğrendi ince ince, İslâm bilgilerini. Daha sonra çalışıp, oldu büyük "Evliyâ". Kararmış gönülleri, diriltip etti ihyâ.