Şakîk-i Belhî

A -
A +

Bir gün zengin bir adam, "Şakîk hazretleri"ne, Gelip, bir istirhâmda bulundu kendisine. Dedi ki: (Ey efendim, ben zengin bir kimseyim. Her ihtiyâcınızı karşılamak isterim.) Onun bu teklîfine karşılık, bu büyük zât, Buyurdu: (Olabilir, şartım var benim fakat.) Zengin, hayret içinde dedi ki: (Ey efendim! O şartınız nedir ki, bunu çok merak ettim.) Dedi: (Bana verince, malın noksanlaşırsa, Veyâ hırsız gelip de, malların çalınırsa, Yâhut da vazgeçersen ilerde bu fikrinden, Bir kusûrumu görüp, dönersen niyetinden, Ve yâhut da ölürsen bir gün ânî olarak, Nafakasız kalırsam, o zaman ne olacak? Bana, bu hususlarda verirsen bir temînât, Derhal kabûl ederim teklîfini şu saat.) Bunları, şaşkın halde dinledi zengin adam. Sonra, "hazreti Şakîk" eyledi şöyle devam: (Şu an benim rızkımı, verir ki öyle bir zât, Bütün bu hususlarda, kefîldir bana bizzât. Saçar ihsânlarını, hepsine mahlûkâtın. Yine de, hazînesi hep doludur o zâtın. Her canlının rızkını verir de fazla fazla, Yine hazînesinde, azalma olmaz aslâ. Hem o kadar çoktur ki şefkat ve merhameti, Kulları yapsalar da her suç ve kabâhati, Bakmayıp hiç onların isyân etmelerine, Kesmez rızıklarını, devamlı verir yine. Hem de O, ölümsüzdür, O hep vardır, hiç ölmez. Her ne olursa olsun, va'dinden geri dönmez. Böyle bir zât, rızk için kefîlken şimdi bana, Yakışır mı, bırakıp, gideyim başkasına? Böyle yapan kimseye, "Akıllı" denilir mi? Böyle yüce bir Sâhip, bırakıp gidilir mi?) Zengin Onu dinleyip, dedi ki: (Ey efendim! Beni affediniz ki, büyük hatâ eyledim.) Bâzı âsî gençlere, bir gün de bu büyük zât, Biraz sert konuşarak, şöyle etti nasîhat: (Eğer "Çocuk" iseniz, mektebe devam edin. Eğer "Deli" iseniz, tımarhâneye gidin. Şâyet "Hasta" iseniz, görünün tabiplere. Eğer "Ölü" iseniz, gömülün kabirlere. Yok "Müslümân" iseniz, o takdîrde islâmın, Şartları her ne ise, îfâ edin bihakkın.) Bir gün de buyurdu ki: (Etmeyin sakın gaflet. Yoksa, pişmânlığınız çetin olur begâyet. Aklı olan, dünyâda henüz ecel gelmeden, "Ölüm" ve "Âhiret"e hazırlanır evvelden.)