Hak teâlâ, çok ni'met verdi Semûd kavmine, Hepsi gark olmuşlardı, dünyâ ni'metlerine. Lâkin elleri ile putlar îmâl ederek, Taparlardı onlara, "ilâh, tanrı" diyerek. Dâvet etmesi için, onları doğru yola, Artık "Sâlih Nebî"yi, gönderdi Hak teâlâ. Dünyâya gelir gelmez lâkin "Sâlih peygamber", Duyar oldu insanlar, birtakım garip sesler. Bir bayram gününde de, eğlenirdi ki hepsi, Bir ara, ağaçlardan işittiler şu sesi: (Ey Semûd insanları, niçin gaflettesiniz? Niçin hakîkatleri, idrâk edemezsiniz. Size, bu ni'metleri, Allah iken veren hep, Putlara taparsınız siz hâlâ, neden acep?) Ağaçlardan bu sesi duyunca bu kişiler, Hepsini, balta ile bir bir kesip biçtiler. Sonra ehlî hayvanlar, bağırdılar hep birden, Dediler: (Ey insanlar, vazgeçin bu kibirden. Ağaçların dediği, çok doğru idi elbet, Yalnız Hak teâlâya yapılır her ibâdet.) Bunu da işitince, daha fazla azdılar, O hayvanları dahî, kesip boğazladılar. Bağırmağa başladı, sonra vahşî hayvanat, Dediler ki: (Ey kavim, etmeyin artık inât. İbâdet edilecek, yalnız bir ilâh vardır, O da, sizi yaratan Allahü teâlâdır. Siz niçin ağaç kesip, hayvan öldürürsünüz? Onlar doğru söyledi, ve lâkin siz körsünüz.) Bunu dahî işitip, silâha sarıldılar, Onları vurmak için, hayli kovaladılar. Hayvanlar hem kaçıyor, hem de şöyle diyordu: (Yâ Rabbî, Semûd kavmi sana hep âsî oldu. Bilcümle ni'metleri, sen verirken onlara, Onlar, seni bırakıp, tapıyorlar putlara. Yaydılar yeryüzüne, zulüm, fesat ve günâh, Peygamberin Sâlih'le, onları eyle ıslâh.) Vaktâ ki "Sâlih Nebî" geldi yedi yaşına, Nûrlar saçılıyordu, yüzünden etrâfına. Yanakları kırmızı, beyaz idi hem yüzü, Konuşması fasîh ve tatlı idi her sözü. Kavminin sevgisini kazandı büyüdükçe, Herkesin hayrânlığı, arttı ona gittikçe. Hele yirmi yaşına girince "Sâlih Nebî", Parlardı nûr cemâli, "Ondördüncü ay" gibi. Onun güzelliğini, dil ile anlatmağa, Güç yetmezdi hem dahî, cemâline bakmağa. Otuz yaşında ise, ilim, hikmet, sekîne, Gibi üstün vasıflar verildi kendisine.