Yine inanmadılar "Sâlih Nebî", kavmini, Allah'ın hak dînine, Dâvet etti ise de, inanmadılar yine. Kendi kendilerine, dediler ki o zaman: (Sâlih de, bizim gibi alelâde bir insan. Bize bir üstünlüğü yok iken bu kişinin, Biz neden kendisine uyalım, peki niçin? Hem sonra, nübüvvete lâyık nice kimseler, Varken, niçin bu kavme, o oluyor peygamber? Doğrusu, O kibirli ve yalancıdır hattâ, Ona uymak, yanlış ve deliliktir âdetâ.) Sâlih aleyhisselâm, buyurdu ki: (Ey kavmim! Beni, Resûl olarak gönderdi size Rabbim. Dünyâ ni'metlerinin, içinde yüzersiniz, Size, bütün bunları, kim veriyor dersiniz? Allahü teâlâdır, bunları size veren, Öyleyse o Allah'a, îmân edin siz hemen. O Allah'tan korkun ve bana edin itâat, Bana itâatınız, O'nadır yine fakat.) Dinledi Semûd kavmi, O'nun bu teblîğini, Benimseyen olmadı lâkin dediklerini. Halbuki önceleri, çok severlerdi Onu, Bilirlerdi çok asîl bir kimse olduğunu. Onları doğru yola çağırınca velâkin, Çoğu düşman oldular, kendisine o kavmin. Dediler: (Bu sözlerle, aldatarak o bizi, Almak ister herhâlde, mâl-ü emvâlimizi.) Bâzısı da dedi ki: (Hayır, öyle değildir, Onun asıl maksadı, mal değil, reîsliktir.) Lâkin bâzıları da, buna etti îtirâz, Dediler ki: (Aklında, halel var onun biraz.) O ara, şeytân dahî vererek bir vesvese, Dedi ki: (Düne kadar, bir çobandı o kimse, Şimdiyse, birdenbire ne oldu ki, o adam, Küfür ve sapıklıkla ediyor sizi ithâm? Bütün putlarınızı, bir kenara itiyor, Görünmez bir ma'bûd'a tapmanızı istiyor.) Bu vesvese ile de, gâyet hiddetlendiler, Hemen "Sâlih Nebî"nin huzûruna geldiler. Dediler: (Öyle şeyler söylersin ki sen şu an, Kabûl edecek olsak, oluruz hep perîşân. Çünki başka bir dîne bizi çağırıyorsun, Bunca ma'bûdumuzu, hiç kabûl etmiyorsun. Karışıklık çıkıyor, senin bu sözlerinle, Kimden öğreniyorsun bu sözleri sen böyle? Görünmeyen o ma'bûd, sana ne söylemiştir? Ve sana, o ma'bûddan, bir vahiy mi gelmiştir? Halbuki farkın yoktur senin aslâ bu halktan, En iyisi, sen vazgeç güttüğün bu dâvâdan.)