Sâlih aleyhisselâm

A -
A +

Cibrîl aleyhisselâm, gelip Sâlih Nebî'ye, Bildirdi: (Mü'minlere, mescit inşâ et) diye. Mescidin inşâsına, başladı "Sâlih Nebî", Yardım ediyorlardı, ona melekler dahî. Mescidin yapılması, tamâm oldu nihâyet, Mü'minler, o mescitte ederlerdi ibâdet. "Sâlih Nebî" gece-gün, konuşup kavmi ile, İmâna çağırırdı, onları tatlı dille, Velâkin o insanlar, hem inanmıyorlardı, Hem de bu Peygamberle, alay ediyorlardı. Bir gün de, kendisine dediler ki: (Bizi sen, Bilinmeyen bir dîne çağırırsın esâsen. Bize, "Putlarınızı bırakınız" diyorsun, Âd kavmi helâkiyle, bizi korkutuyorsun. Halbuki kum üstüne yapılmıştı o evler, Elbet rüzgâr onları, yıkıp yerle bir eder. Bizim evlerimizse, dağlara oyulmuştur, Rüzgârın dağ yıktığı, hiç vâki olmuş mudur? Ey Sâlih, senin aklın ermez böyle şeylere, -Hâşâ- Rabbinin dahî, gücü yetmez bizlere.) O anda şiddetli bir ses ile irkildiler, Bütün putlar, bu sesle, yüz üstü devrildiler. Diyordu ki: (Putlara, yapılmaz hiç ibâdet, Sâlih, Hak teâlânın Peygamberidir elbet.) Semûd'lular bu hâli görünce, hepsi bir bir, Dediler: (Olsa olsa, bu, Sâlih'in sihridir. Doğru bir kişi idi, halbuki o evvelden, Şimdi, yalancılığı ortaya çıktı hepten.) "Sâlih aleyhisselâm", âsâsını o ara, Yukarı kaldırarak, bağırınca onlara, Kalplerine büyük bir korku düşüp o zaman, Herbiri bir tarafa kaçıştılar oradan. Ertesi gün, tekrârdan bir araya geldiler, Ve Sâlih Peygamberden, mûcize istediler. Dediler ki: (Peygamber olduğun doğru ise, Vahşî hayvanlar gelip, söylesin bunu bize.) Seslendi Sâlih Nebî: (Ey vahşîler, geliniz, Peygamber olduğuma, şehâdet eyleyiniz.) O esnâda bir "Arslan", koşup geldi önüne, Dedi: (Buyur ey Sâlih, muntazırım emrine. Sen, Allah tarafından gelen bir peygambersin, İnsanları küfürden, hakka dâvet edersin.) Bu hâdise, onların gitti gariplerine, Dediler ki: (Bakınız, şu Sâlih'in sihrine.) Onlar böyle deyince, "Arslan" dahî âniden, Onların üzerine, hücûma geçti hemen. Kâfirler çok korkarak, evlerine gittiler, Hattâ kapılarını, derhâl kilitlediler.