Sâlih aleyhisselâm

A -
A +

"Sâlih aleyhisselâm", bir nice mûcizeler, Gösterdi, ama onlar yine "Sihir" dediler. Son olarak, ölmüş bir kimseyi diriltince, Kâfirler, puthâneye koştu telâş içinde. En büyük putlarının, karşısına geçtiler, Hâdiseyi anlatıp, "Nasıl olur?" dediler. O anda la'în şeytân, girip putun içine, Dedi ki: (İnanmayın Sâlih'in bu işine. Onu gördüğünüzde, deyin ki: "Bize hemen, Bir mûcize göster ki, inanalım gerçekten.") Semûdlular, sevinç ve neş'e içinde tekrâr, Bayram yerine dönüp, eğlenceye daldılar. Ve Sâlih peygamberi, ertesi gün görünce, Şeytânın dediğini, söylediler hemence. Buyurdu ki: (Bu kadar mûcizeler gördünüz, Ne yazık ki, hâlâ var bunda tereddütünüz. Size, vahşî hayvanlar, ağaçlar ve ölüler, Peygamber olduğumu, açıkça söylediler. Bu kadar alâmetler kâfî gelmedi mi ki, Benden, başka mûcize istiyorsunuz peki! Îmân etmeniz için, bunlar yetmedi ise, Daha ne isterseniz, yapayım onu size?) Dediler: (Yârın bayram, toplanacak her kişi, Sen de gel, o mecliste, halledelim bu işi.) Nihâyet bayram günü, geldiğinde cümle halk, Büyükçe bir meydânda, toplandı tam olarak. Reîsleri "Cendâ" da, yine o toplantıda, İpek elbiselerle, otururdu tahtında. Tam çıkmak üzereyken, Sâlih aleyhisselâm, Hazret-i Cebrâil de, geldi ve verdi selâm. Âdem Safiyyullahın asâsını eline, Verip, elbisesini giydirdi üzerine. "Sâlih aleyhisselâm", duâ edip bir müddet, Kavmine varmak için, yola çıktı nihâyet. Nihâyet "Sâlih Nebî", vâsıl oldu kavmine, Dâvet etti onları, Allah'ın hak dînine. Dedi: (Ben peygamberim size Allah katından, İmân edip kurtulun, Allah'ın azâbından.) Reîsleri dedi ki: (İsbât et dediğini, İmtihân edeceğiz, bu husûsta biz seni. Şöyle ki, şu ilerde, büyükçe bir kaya var, Varalım hep birlikte, onun yanına kadar. Sen Rabbine duâ et, Rabbin de hemen o an, "Kızıl tüylü bir deve" çıkarsın o kayadan. Dişi ve gebe olup, doğursun çıkınca hem, Yavrusunun rengi de, benzesin ona aynen. Sütü, yazın soğuk ve kışın da sıcak olsun, Fakîr içince zengin, hastalar şifâ bulsun!)