Sâlih aleyhisselâm

A -
A +

O mûcize deveye, pusu kurup kâfirler, Ok ile yaralayıp, sonra kesip yediler. "Sâlih peygamber" ise, bütün bunlara rağmen, Yine duâ eyledi, onlara merhameten. Dedi ki: (Âhir zaman Nebîsi hürmetine, Hidâyet ver yâ Rabbî, bunların kalplerine.) Lâkin o nasîbsizler, yine inanmadılar, Hattâ bu peygamberi, istihzâya aldılar. Dediler ki: (Ey Sâlih, beklemekten usandık, O bize vâdettiğin azâbı getir artık. Her zaman diyorsun ki, "Azâbınız çok yakın", Hani, nerde o azâb, gecikmesin o sakın. Bak, biz senin deveni, kesip de yedik bile, Sen hâlâ korkutursun, bizi o azâb ile.) Sâlih aleyhisselâm, buyurdu ki: (Niçin siz, Azâbın gelmesinde acele edersiniz? İstiğfâr etseydiniz, keşke Hak teâlâya, Hiç de uğramazdınız, böylece o belâya. Allah'a îmân edip, istiğfâr etseniz hem, Gelmez üzerinize, artık azâb ve elem.) Dediler: (Sen bu dîni, atar atmaz ortaya, Uğradı Semûd kavmi, türlü türlü belâya. Halbuki evvelce biz, râhat oturuyorduk, Hiç böyle belâlara, giriftâr olmuyorduk.) Sâlih aleyhisselâm, buyurdu: (Hayır ve şer, Allah'ın takdîri ve emriyle zuhûr eder. Yâni her bir hâdise, gelir Hak teâlâdan, Lâkin siz, bunlar ile olursunuz imtihân.) O esnâda bir vahiy geldi Sâlih Nebî'ye: (Azâb geleceğini, kavmine bildir) diye. Sâlih aleyhisselâm, toplıyarak kavmini, Bildirdi o azâbın, artık geleceğini. Dedi: (Evlerinizde, üç gün daha kalınız, Bu üç günün ilkinde, sararır suratınız. İkinci gün kızarır, kararır üçüncü gün, Ve helâk olursunuz, dördüncüde topyekûn.) Semûdlular dedi ki: (Bunları çok dinledik, Velâkin o azâbtan, bir işâret görmedik. Yıllardır bir azâbla, bizi korkutuyorsun, Gelsin artık o azâb, ne olacaksa olsun.) Kâfirler, o gecenin sabahında kalktılar, Bâzı acâyip hâller görüp donakaldılar. Zîra kalktıklarında o sabah yerlerinden, Kanlar fışkırıyordu, devenin izlerinden. Kızardı o ilk günü, hep ağaç yaprakları, Ve yine "kan kırmızı" oldu kuyu suları. Yüzleri de sapsarı olunca, o kâfirler, Bunu, birbirlerine görüp haber verdiler.