"Sancağı taşımazsam!.."

A -
A +

Eshâb-ı kirâmın meşhurlarından Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe (radıyallahü anh); Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazâlara katıldı.

 

Müseylemet-ül-kezzâb kâfirine karşı yapılan “Yemâme” gazâsına da katıldı.

 

Çok gayret etti.

 

Ve şehit düştü!

 

Sancaktar, hazret-i Sâlim idi.

 

Eshâb-ı kirâm ona;

 

"Yâ Sâlim! Senin başına bir zarar gelmesinden korkarız" dediler.

 

Hazret-i Sâlim;

 

"Eğer sancağı taşımayacak olursam, Kur'ân ehlinin en bedbahtı olurum" buyurdu.

 

Sonra sancağı kaldırdı.

 

Ve düşmana daldı.

 

Kâfirler, şiddetle hücûm edip, hazret-i Sâlim'in sancak tutan kolunu bir kılıç darbesiyle kestiler.

 

Sâlim "Allaaah!” diye bağırdı.

 

Harp meydanı inledi!

 

Ama sancağı düşürmedi.

 

Öbür eliyle tuttu.

 

Bir kılıç darbesiyle o kolunu da kestiler.

 

Fakat İslâm sancağı yine yere düşmedi.

 

Çünkü hazret-i Sâlim, bütün vücûdu ve kesik kollarıyla sancağa sarılmıştı!

 

Küffâr saldırıyordu.

 

O ise sancağı bırakmıyordu.

 

Sanki hazret-i Sâlim'e vurulan her kılıç darbesi, onun, sancağa daha “Sıkı” yapışmasını ve daha bir “Kuvvet”le dik durmasını sağlıyordu!

 

Mücâhitler geldiler.

 

Sancağı aldılar.

 

Hazret-i Sâlim (radıyallahü anh), işte o zaman yere düştü ve Şehâdet şerbetini içti!..