İbrâhim bin Edhem hazretleri anlatır:
Mahşerin sıkıntısı dayanılmaz hâl alınca, ehl-i mahşer Âdem Nebî'ye varıp;
“Ey babamız! Hâlimiz pek fenâdır. Ne olur bize şefaat et ki, hesâbımız başlasın” diye yalvarırlar.
Âdem Nebî onları dinler.
Ve kendini geri çekip;
“Siz Nuh Peygambere gidin!” buyurur.
Mahşer halkı Nuh Nebî'ye giderler.
Ve kendisine;
“Yâ Nuh! Ne olur, sen bize şefaat et ki, Rabbimiz hesâbımıza baksın” derler.
O da geri çekilip;
“Sizİbrâhim Peygambere gidin!” buyurur.
Onlar, İbrâhim Peygambere varırlar.
Ve selâm verip;
“Yâ İbrâhim! Sen Allahın dostusun. Bize şefaat et ki, hesâbımız başlasın” derler.
O da özür dileyip;
“Siz Mûsâ Peygambere gidin!” der.
Ehl-i mahşer, bir ümitle Mûsâ Nebî'ye varır ve şefaat etmesi için yalvarırlar.
O da özür dileyip;
“Siz Îsâ Nebî'ye gidin!” buyurur.
Bu defâ Hazret-i Îsâ'ya varıp yalvarırlar.
O da kendini geri çekip;
“Siz Hâtem-ül enbiyâ'ya gidin. Çünkü peygamberlerin en üstünü O’dur. Ümit ederim ki, O şefaat eder” buyurur.
Sevinip ümitlenirler.
Ve Onun huzûruna varıp;
“Yâ Muhammed! Senden başka gidecek kimsemiz kalmadı. Ne olur, sen şefaat et ki, hesâbımız başlasın. Hak teâlâ ne hüküm verirse râzıyız” diye yalvarırlar.
Efendimiz şefaat eder.
Ve sıkıntıdan kurtulurlar...