"Şuayb aleyhisselâm", her ne kadar kavmine, Nasîhat ettiyse de, inanmadılar yine. Onlar inkâr etse de, o aslâ yılmıyordu, Sabredip, tekrâr tekrâr nasîhat ediyordu. Bir gün yine onlara buyurdu ki: (Ey kavmim! Beni, "Resul" olarak gönderdi size Rabbim. Ben haber veriyorum size her hakîkati, Bilin ki, dediklerim olacaktır pek kat'î. Ey kavmim, hâtırlayın ne oldu "Nûh kavmi"ne? Onlar da inanmazdı Hakk'ın Peygamberine. Lâkin inât edince, sonunda cenâb-ı Hak, Bir tûfânla, onları eylemedi mi helâk? Bir de "Hûd'un kavmi"ni düşünün ey insanlar! Onlar dahî küfürde etmişlerdi çok ısrâr. Ve lâkin o kavim de, en sonunda maalesef, Kuvvetli bir rüzgârla olmadılar mı telef? Ve ey kavmim, düşünün "Semûd kavmi"ni yine, Karşı gelmişler idi kendi Nebîlerine. Onlar dahî küfürde edince böyle inât, Allah göndermedi mi onlara da bir âfât? Hazreti Cebrâil'in bir kuvvetli sesiyle, Helâk olmadılar mı bir yer zelzelesiyle? Ey kavmim, son olarak düşünün "Lût kavmi"ni, Onlar da inkâr etti, kendi Peygamberini. Hem de onlar, sizlerden, zaman ve yer olarak, Siz de bilirsiniz ki, değildir fazla uzak. Onların da başına geleni bir düşünün, Nasıl yerin dibine geçmişlerdi büsbütün. Bu misâller, herşeyi söylüyor açık açık, Bu gafleti atın da, son verin küfre artık.) O, bu nasîhatleri ettiyse de kavmine, Onlar inâtlarından inkâr ettiler yine. Dediler ki: (Ey Şuayb, senin bu aşîretin, Olmasaydı, elbette gelmişti sonun senin. "Şuayb aleyhisselâm", kavmini dinliyerek, Şöyle dedi onlara aslâ çekinmiyerek: (Ey insanlar, akrabâm, sizlerin indinizde, Allahü teâlâdan daha mı azîzdir de, Onlardan çekinerek beni öldürmezsiniz, Allahü teâlâya hiç önem vermezsiniz. Ey kavmim, elinizden yapın ne gelir ise, Ben yine, hakîkati söylerim her gün size. Çünkü ben Peygamberim, vazîfemdir söylemek, "Yalancı" deseniz de, söylerim ölene dek. Siz inanmasanız da, ne yapsanız da, fakat, Elbet bir gün meydâna çıkacak her hakîkat. Pek yakında bir azâb verince size Rabbim, O zaman görürsünüz yalancı kim, haklı kim?)