Vaktâ ki ehli Medyen, azâbla yok edildi, Şuayb Nebî, "Eyke"ye Peygamber gönderildi. Lâkin Eykeliler de, o kavim gibi aynen, Aynı fenâlıkları yaparlardı tamâmen. Hepsinden de kötüsü, hak yolu bırakarak, "Şirk" ile yaşarlardı, putlara tapınarak. "Şuayb Nebî", onların yanına gelip bizzât, Te'sîrli sözleriyle eyledi çok nasîhat. Buyurdu ki: (Ey kavmim, şirktir bu yaptığınız, Niçin bu heykellere ibâdet yaparsınız? İbâdet edilmeğe lâyık ve hakkı olan, Yalnız Hak teâlâdır, siz O'na edin îmân.) Dediler ki: (Ey Şuayb, iddiân doğru ise, Gerçek Peygamber isen, mûcize göster bize.) Şuayb Nebî, o zaman seslendi ki: (Ey Putlar! İlâh kimdir, ben kimim, söyleyiniz âşikâr.) Taş ve ağaçtan mâmul, cânsız ve âciz olan, O putlar dile gelip, ettiler şöyle beyân: (Ey Şuayb, ilâhımız elbette cenâb-ı Hak, Sen dahî, o Allahın Resûlüsün muhakkak.) Kâfirler bunu görüp, kaçtılar evlerine, Buna rağmen bir çoğu inanmadılar yine. Dediler ki: (Gerçekten Peygambersen sen elhak, Gökten azâb indir de, bizleri eyle helâk.) Şuayb Nebî o zaman bu azgın kâfir halka, "Bedduâ"da bulundu hemen cenâb-ı Hakk'a. Onun bu duâsıyla, esti "Sıcak rüzgâr"lar, Öyle ki, bu sıcaktan bîzâr oldu insanlar. Çâresizlik içinde, akarsulu, ağaçlık, Gibi serin yerlere koşuştu hepsi artık. Akarsular, sıcaktan ısınıp oldu kaynar, Yine de bu küfürde inâd etti insanlar. Cibrîl aleyhisselâm getirip bir bulutu, Ve güneşin önünde mahsûsen onu tuttu. Kâfirler, o gölgeyi görüp çok sevindiler, Onun altına doğru, her yandan seğirttiler. Cümle halk toplanınca o bulutun altına, O anda işittiler hepsi şöyle bir nidâ: (Siz Peygamberinizi mâdem yalanladınız, Şimdi de Rabbinizin azâbını tadınız. Söyleyin, taptığınız o âciz, cânsız putlar, Güçleri varsa gelip sizleri kurtarsınlar.) Sonra da o buluttan, o azgın kâfirlere, "Ateş" ve "Kıvılcımlar" saçıldı birden bire. Hem kâfirler ve hem de onlara âit olan, Ne varsa ev ve eşyâ, tamâmen yandı o an. Bir anda "Yok" oldular Allahın izni ile, Kalmadı o kavimden bir nişân ve iz bile.