Şuayb aleyhisselâm

A -
A +

"Şuayb aleyhisselâm", halka, tatlı ve güzel, Bir lisânla nasîhat ediyordu mükemmel. Resûlullah, onun bu güzel konuşmasından, "Hatîb-ül enbiyâdır" diye bahsetti ondan. Çok ibâdet ediyor, çok namâz kılıyordu, Ve "Allah korkusu"ndan pek fazla ağlıyordu. Teblîğ vazîfesini tamâm yapamamaktan, Korkarak, görmez oldu gözleri ağlamaktan. Eyke ahâlisi de, helâk olunduğunda, Ayrılarak, "Medyen"de mekân tuttu sonunda. Evlendi ve iki de, kızı oldu nihâyet, Kendisi de yaşlanıp, kuvvetten düştü gâyet. Kızlarından birini, verdi "Mûsâ Nebî"ye, Gençleşip, gözleri de başladı tam görmeğe. Daha sonra Mekke'de, bir miktâr sürdü hayât, Birkaç sene sonra da, bu yerde etti vefât. Zemzem kuyusu ile makâm-ı İbrâhîm'in, Arasında bulunan mahâlde oldu defin. Nasıl ki her Peygamber mûcize gösterdiyse, "Şuayb Peygamber"den de görüldü çok mûcize. Meselâ Medyen'liler, birgün ona geldiler, (Siyah kuzularımız, beyaz olsun) dediler. "Peki" deyip, o bunu, Rabbine eyledi arz, Bütün "Siyah" kuzular, bir anda oldu "Beyaz". Yine bir defâsında, gelerek kendisine, Dediler: (Peygambersen mûcize göster bize.) Duâ et de, şu dağlar aradan kalksın artık, Her taraf, baştan başa olsun dümdüz ovalık.) Şuayb Nebî, bunu da arz edince Rabbine, Buyurdu: (Koy elini dağların üzerine.) Şuayb aleyhisselâm, bu emrin gereğini, Yaparak, o dağlara değdirince elini, Kudret-i ilâhîyle o tepeler ve dağlar, Giderek, yerlerine geldi dümdüz ovalar. Bir gün de, kavmi gelip dediler ki: (Biz artık, Senin asıl gâyeni gâyet iyi anladık. Bizim koyunumuz çok, halbuki yoktur senin, Sen bizim koyunlara sâhip olmak istersin.) "Şuayb Nebî" buna çok üzüldü işitince, Bu husûsta Allah'a duâ etti hemence. O zaman buyurdu ki Şuayb'a cenâb-ı Hak: (İşâret et taşlara, ne olacak sonra bak.) Bu emrin gereğini yapınca bu Peygamber, Bir anda "Koyun" oldu o taşlar birer birer. İsteseydi bir dağdan geçmeyi Şuayb Nebî, Alçalırdı önünde, dağ sanki "Deve" gibi. O, kolayca yürüyüp geçince, o dağ yine, Yükselerek gelirdi tekrâr eski hâline.