Süleyman aleyhisselâm

A -
A +

Ukab kuşu, "Hüdhüd"ü alaraktan yanına, Süleyman Peygamberin çıkardı huzûruna. Sonra çıkıp ileri, arz etti ki: (Efendim! Hüdhüd'ü, emrinizle bulup size getirdim.) Sonra "Hüdhüd" yaklaşıp Peygamberin önüne, Hürmetini arz edip, başını eğdi öne. Buyurdu ki: (Ey hüdhüd, izinsiz niçin gittin? Sana büyük cezâ var yoksa bir mâzeretin.) O da, cevap olarak dedi ki: (Ey Peygamber! Size, "Sebe ili"nden getirdim mühim haber. O yerin, "Belkıs" diye var ki bir melîkesi, Hep onun emrindedir bütün Yemen ülkesi. Hem de o melîkenin çok büyük bir "Taht"ı var, Teb'asıyla birlikte, "Güneş"e tapınırlar.) Bunları işitince birden geldi gadaba, Buyurdu: (Doğru mudur bu sözlerin acabâ?) Öğrenmek maksadıyla bunun doğruluğunu, "Belkıs"a mektup yazıp, Hüdhüd'e verdi onu. Buyurdu ki: (Bunu al, Belkıs'a götür, ancak, Gizlenip tâkib et ki, okuyup ne yapacak?) "Belkıs", hep sarayında dururdu ekseriyâ, Ve haftada bir kere, çıkardı dışarıya. Sâir günler, kapılar kapalı bulunurdu, Etrâfta devriyeler gezip onu korurdu. "Hüdhüd" dahî gelince, kapalıydı kapılar, Hem de dolaşıyordu etrâfta muhâfızlar. Bakıp giremeyince kapıların birinden, Köşkün penceresinin girdi açık yerinden. Odalardan geçerek tuttu bir istikâmet, "Belkıs"ın odasına vâsıl oldu nihâyet. İçeri girdiğinde, büyükçe bir "Taht" gördü "Belkıs" ise uzanmış, tahtında uyuyordu. Göreceği bir yere, mektûbu bırakarak, Pencere kenarında bekledi saklanarak. Uyanınca gördü ve aldı Belkıs mektûbu, Lâkin merak etti ki: "Nerden, nasıl geldi bu?) Büyük bir heyecânla mektûbu açtı derhâl, "Besmele-i şerîf"i görünce oldu hoş-hâl. İleri gelenleri çağırıp huzûruna, Dedi ki: (Çok şerefli bir mektup geldi bana. Bu, melik "Süleyman"dan bizlere gelmektedir, Bizi, kendi dînine dâvet eylemektedir. Diyor ki: "Bana karşı hiç tekebbür etmeyin, Ve müslümân olarak, emrime boyun eğin." Şimdi siz söyleyin ki, ne yapalım dersiniz? Bu teklîf karşısında, nedir sizin reyiniz?) Dediler: (Savaş dersen, biz savaş erbâbıyız, Eğer sulh emredersen, ona dahî râzıyız.)