Üstâda sevgi...

A -
A +

"Emîr Hüsrev Dehlevî", vaktiyle Hindistân'da, Âlim ve velîlerden biriydi o zamanda. Çocuk yaşında bile, çok bağlıydı dînine. Götürmüştü babası, "Hâce Nizâmeddîn"e. Girerken babasıyla tam dergâhtan içeri, Dedi ki: (Babacığım, siz yürüyün ileri.) Kendisi geri kalıp, temiz düşüncesiyle, Şu beytleri okudu, yanık çocuk sesiyle: (Bu garip âşık Hüsrev, şu an kapınızdadır. İçeri girmek için, müsaade var mıdır? Eğer izin olursa, girecektir içeri. İzin verilmez ise, gidecek dönüp geri.) Nizâmeddîn Evliyâ, hizmetçisine derhal, Buyurdu: (Kapıdaki âşığı içeri al!) O zaman "Emîr Hüsrev" girdi memnûniyetle. Bağlandı hocasına tam bir teslîmiyyetle. Bu hâdiseden sonra, yıllar geçti aradan. Hindistân'ın köyünden, çok fakir bir müslümân, "Hâce Nizâmeddîn"in, duydu cömertliğini. Huzûruna gelerek, arz eyledi hâlini. Onunsa, yalnız bir çift "Eski ayakkabı"dan, Gayri yoktu bir şeyi, verdi onu kapıdan. Lâkin fakir, daha çok ihsânlar bekliyordu. "Böyle yüce kimseden, bu da çok az" diyordu. Nihâyet geri dönüp, geceledi bir hânda. O gün "Emîr Hüsrev" de, tesâdüfen o anda, Ticâretten dönerken, o da, o hana indi. "Mücevherât işi"yle uğraşırdı, zengindi. Gece yatıp, dedi ki sabah uyandığında: (Hocamın kokusunu duyuyorum bu handa.) Arayıp, en nihâyet o fakiri buldular. (Nereden geliyorsun?) diye ona sordular. Dedi ki: (Nizâmeddîn Evliyâ'ya uğradım. Bir çift eski pabuçtan gayri şey alamadım.) Hocasının aşkıyla yanan Hüsrev Dehlevî, Dedi ki: (Bu pabucun, pek yüksektir değeri. Ey kişi, bütün malım, cümle mücevherlerim, Senin olsun, yeter ki bu pabuç olsun benim.) Fakir, hayret içinde dedi ki: (Bu, doğru mu? Bir çift eski pabuçla, hiç bunlar bir olur mu?) Buyurdu ki: (Âh keşke, sen de bunu bilseydin. Bundan da fazlasını verirdim, isteseydin.) Bu zât buyuruyor ki: (Hiç beğenme kendini. Zîrâ bu hal, yok eder iyi amellerini. Bir kul, ibâdetinde bulursa noksan, kusur, O ibâdet, indallah kabûle lâyık olur. Zîrâ kusur görürse insan bir amelinde, O iş kıymet kazanır, Hak teâlâ indinde.)