O da, esirler içindeydi Kendisi ya "Peygamber", yâhut da "Velî" bir zât, Zîrâ Nebîliğine, Kur'ânda yok sarâhat. İsrâil oğulları, ilâhî emirlere, Göz yumup, uymayınca birçok Peygamberlere, Cezâlandırmak için, Hak teâlâ onları, Belâ etti o kavme zâlim "Buhtunnasar"ı. Bâbil'in hükümdârı olan bu Buhtunnasar, Ordusuyla saldırıp, yaptı çok zulüm, hasar. "Mescid-i Aksâ"yı da eyledi o yerle bir Çoklarını öldürüp, gençleri etti esîr. "Hazreti Uzeyr" dahî, esîrler içindeydi, Buhtunnasar, Kudüsten Bâbil'e geri geldi. "Uzeyr Nebî", Bâbil'de esîr kaldı bir müddet Lâkin çok istiyordu, Kudüs'e etsin avdet. Elli yaşındaydı ki, nihâyet verdi karâr, Merkebine binerek, Bâbil'den etti firâr. Kudüs yakınlarında buldu sonra kendini, İnerek, bir ağaca bağladı merkebini. Nazar etti etrâfa, gördü ki: "Koca şehir, Vîrâneye çevrilmiş", oldu çok müteessir. Karnı da acıkmıştı, çok yorgun idi zâten, Biraz "İncir" ve "Üzüm" kopardı o bahçeden. O meyveleri yiyip, bir tefekküre daldı. Yıkılmış hânelere, harâb yollara baktı. İnsanların, çürümüş ten ve kemiklerine, Bakıp, çok duygulandı, hüzün çöktü içine. "Böyle harâb olmuşken, bu beldenin her yeri, Nasıl ihyâ edecek, Hak teâlâ bu yeri?" O böyle düşünürken, uykuya daldı birden, Kabzetti hak teâlâ, rûhunu bedeninden. Ve lâkin Allah onun, aldıysa da rûhunu, İnsanlardan "Yüz sene" gizledi vücûdunu. Ölmüş olduğu hâlde "Uzeyr aleyhisselâm", Bu kadar yıl, bedeni, kalmıştı sapasağlam. "Yüz sene" hitâmında, Hak teâlâ "Uzeyr"i, Diriltip, kendisine gönderdi bir meleği. (Ne kadar zaman geçti?) diye sordu o melek, Dedi ki: (Bir gün veya daha az olsa gerek.) Çünki uyuduğunda, olmuştu yeni gündüz, Dirilince baktı ki, batmamış güneş henüz. Melek dedi: (Yâ Uzeyr, yüz yıl geçti aradan, Bak, yiyeceklerin de, duruyor bozulmadan.) Baktı, "İncir" ve "Üzüm" taptâze duruyorlar, Dalından yeni kopmuş gibiydi hem de onlar. Merkebine baktı ki, hep çürümüş etleri, Birbirinden ayrılmış, toz olmuş kemikleri. Uzeyr aleyhisselâm, bakarken merkebine, Dirilip, yürümeğe başladı hemen yine.