Uzeyr aleyhisselâm

A -
A +

Onu tanıyamadılar "Uzeyr aleyhisselâm", dirilen merkebine, Binerek, geldi yine Kudüs vilâyetine. Eski mahallesinin, tahmîn edip yerini, Bir sokağa girerek, durdurdu merkebini. Bir hânenin önünde, bir kadın gördü, fakat, Gözleri "âmâ" idi, eli ayağı "Sakat". Sordu ona: (Uzeyr'in eski evi nerdedir?) Eliyle göstererek, dedi: (İşte bu evdir. Ben dahî yüz yıl önce Onun hizmetçisiydim, Tekrâr geleceğine yok artık hiç ümîdim.) Ağlamağa başladı Uzeyr de o aralık, Buyurdu: (Ben Uzeyr'im, yurduma döndüm artık.) Dedi: (Sen Uzeyr isen, duâ et de bakayım, Gözlerim açılsın ve tutsun elim ayağım.) Uzeyr aleyhisselâm duâ etti Rabbine: (Yâ Rabbî, bu kadının şifâ ver her derdine.) Kadının kör gözleri, iyi oldu bir anda, Ve cânlılık hissetti el ve ayaklarında. Onsekiz yaşındaki oğlu da, o zamanlar, Yüzonsekiz yaşında olmuştu bir ihtiyâr. Ak saçlı, pîr-i fânî hâldeki o evlâdı, Gelip gördü ise de, onu tanıyamadı. Dedi: (Bakın sırtına, Hilâl gibi beyaz bir, "Ben" varsa, anlayın ki hakîkaten Uzeyr'dir.) Uzeyr aleyhisselâm kaldırdı gömleğini, Âile fertlerinin hepsi gördü o "Ben"i. O zaman bildiler ki, "Uzeyr"dir hakîkaten, Şehir ahâlîsi de duydular bunu hemen. Ve lâkin doğru yoldan ayrılıp o insanlar, Azıp sapıtmışlardı iyice o zamanlar. "Uzeyr Nebî" onlara eyledi çok nasîhat, Onun öğütlerini tutmadı kimse fakat. Dediler: (Sen, "Tevrât'tan söylüyorum" diyorsun, Buhtunnasar, onları yakmıştı biliyorsun. Şu anda yeryüzünde Tevrât'tan yokken eser, Bize, senin sözlerin aslâ olmaz mûteber.) Onlardan bir tânesi dedi ki: (Filân dağda, Tevrât'ın bir nüshası gömülüdür şu anda.) Çıkarıp getirdiler o nüshayı âcilen, Dediler ki: (İmtihân edelim onu hemen.) Ezberden okuyunca Uzeyr aleyhisselâm, Baktılar, okuduğu, "Tevrât"ın aynısı tam. Dediler ki: (İçinde, başka şey var bu işin, Zîrâ bu, mümkün değil normal bir insan için. Yüz yıl geçtiği hâlde, okuduğu doğrudur, Öyleyse şüphe yok ki, o, "Allahın oğludur".) "Uzeyr aleyhisselâm", nasîhat ettiyse de, Ve lâkin o ahmaklar, inanmadı yine de.