Mûcizeleri ve vefâtı "Yâkub aleyhisselâm", sesi gür Peygamberdi, İsteseydi, sedâsı çok uzağa giderdi. Kâfirler, savaşlarda sesini işitince, Korkudan uzaklara kaçarlardı bir nice. Bir mûcizesi ise, atsaydı bir nesneyi, Katederdi bir anda, çok uzak mesâfeyi. Bir gün oğullarını, "Amalika" kavmiyle, Muhârebe etmeye gönderdi ordu ile. Savaşta, bir oğlunun elindeki bir mızrak, Kırılıp parçalandı, kâfirlere vurarak. Çâresizlik içinde bağırdı: (Babacığım! Bana bir silâh gönder, parçalandı mızrağım.) Yâkub aleyhisselâm, çok uzak mesâfeden, İşitip, bu oğluna bir mızrak attı hemen. Ayrıca seslendi ki uzaktan bağırarak: (Bak oğlum, atıyorum, al sana yeni mızrak.) Oğlu dahî bu sesi işitip döndü yana, O mızrağı kaparak, hücûm etti düşmana. Bir gün de, bir meydâna toplamıştı kavmini, Söylüyordu onlara Allah'ın birliğini. Dediler ki: (Ey Yâkub, Peygamberim diyorsun, Allah'ın birliğinden bize bahsediyorsun. Halbuki kayalıktan ibâret her yerimiz, Zirâate müsâit hiç yoktur arâzimiz. Mâdemki peygambersin, duâ et de Rabbine, Bu kayalar gitsin de, toprak gelsin yerine.) Yâkub aleyhisselâm, kaldırıp ellerini, Dedi: (Yâ Rab, toprağa tebdîl et yerlerini.) Onun bu duâsıyla, kayalık olan yerler, Ekilmeğe müsâit "toprak" oluverdiler. Bu büyük Peygamberin, sûret, huy ve ahlâkta, En üstün olduğunu bilirdi cümle halk da. Vefâtı yaklaşıca, bilcümle evlâdını, Çağırdı ve onlara yaptı nasîhatını: "Ölüm vakti" gelince, hazır oldu melekler, Ve ona, Cennetteki yerini gösterdiler. "Yâkub Nebî" baktı ve gördü çok minberleri, Ve sordu, üstündeki nûr yüzlü kimseleri. Melekler dediler ki: (Ey Yâkub, işte onlar, Deden Halîlullahın torunu oluyorlar.) Buyurdu: (Ey melekler, isterim ki şu anda, Ben dahî bulunayım onların arasında.) Dediler ki: (Oraya gitmek istersen eğer, Şu bardaktan, bir yudum içmeniz îcâb eder.) "Peki" deyip, o sudan içince Yâkub Nebî, Kabzettiler rûhunu, yağdan kıl çeker gibi. Cenâze hizmetini tamâm îfâ ettiler, Götürüp, babasının yanına defnettiler.