Yûnus aleyhisselâm

A -
A +

Peygamber gönderildi Nineve beldesine, Benzerdi sesi aynen, "Dâvud Nebî" sesine. "Otuz" yaşında iken gönderildi Peygamber, Gelip, risâletini kavmine verdi haber. Lâkin inanmadılar, dediler ki: (Ey Yûnus! Eskiden söylemezdin, nerden çıktı bu husûs? Var iken aramızda bu kadar âlim, kâhin, Senin söylediğini söylemez kimse lâkin. Sen çıkmış, tek başına bizleri kötülersin, Bizi, bilmediğimiz dîne dâvet edersin.) "Yûnus aleyhisselâm" sabredip tekrâr yine, Yılmadan dâvet etti onları hak dînine. "Yüzbin" kişi idiler Nineve ahâlisi, Lâkin îmân etmedi onlardan hiç birisi. Ve hattâ, ezâ cefâ ettiler her gün Ona, Yine de ısrâr ile çağırırdı îmâna. Yine inkâr edince, buyurdu: (Ey insanlar! Küfürde kalanlara, âhirette azâb var Allahü teâlâya inanmazsanız şâyet, Gelir üzerinize çok büyük bir felâket.) Onlar, alay ederek dediler ki: (Ey Yûnus! Bizi, azâb ile mi korkuturun bâhusûs? Sırf senin hâtırına gelecekse bu azâb, Bunca halk, senin için çekecekse ızdırâb, Çok merak ediyoruz gelecek felâketi, Rabbine duâ et de, göndersin o âfeti.) "Yûnus Nebî", kavmine darılarak bu defâ, Üzüntüyle ayrılıp, gitti başka tarafa. Bu sefer Hak teâlâ vahyetti ki kalbine: (Çok acele eyledin, geri dön, git kavmine. Onları, kırk gün daha îmâna eyle dâvet.) Yûnus Nebî dönerek, emre etti icâbet. Kaldı aralarında "Otuzyedi gün" daha, Lâkin tek kişi bile inanmadı Allaha. Buyurdu: (Küfrünüzde ettiniz mâdem ısrâr, Bekleyin o azâbı, hem de üç güne kadar. Azâbın geldiğine, şudur ki ilk alâmet, Hepinizin benizi sararır, solar gâyet.) Ve ilâhî bir emir gelmeden kendisine, Kavmine darılarak, ayrılıp gitti yine. Hakîkaten Peygamber ayrılınca o yerden, Hepsinin benizleri sarardı, soldu birden. Dediler: (İşte budur dediği o alâmet, Demek ki üstümüze geliyor o felâket.) Gök kararıp, her yeri sardı siyah bir duman, Telâş sardı herkesi, ettiler feryât, figân