İnanmadıklarına gâyet pişmân olarak, Yaşlı, sâlih bir zâta geldiler ağlıyarak. Dediler: (Görüyorsun başımıza geleni, Biz yapmağa hazırız her türlü tavsiyeni.) Dedi ki: (O felâket gelmedi henüz daha, Şu tepeye çıkarak, tövbe edin Allaha. Birbirleriniz ile helâllaşın topyekün, Yûnus'un Rabbi için kurbânlar kesin bugün. Onlar, bu ihtiyârın uyup tavsiyesine, Çıktılar yüzbin kişi o "Tövbe tepesi"ne. Yüzlerce kurbân kesip, edince böyle duâ, Kaldırdı üstlerinden azâbı Hak teâlâ. Sevinip, evlerine döndüler hepsi tekrâr, Hemen "Yûnus Nebî"yi bulmağa koyuldular. Allahın peygamberi, "Yûnus aleyhisselâm", Şehirden ayrılalı olmuştu kırk gün tamâm. Ne olup bittiğini öğrenmek maksadiyle, Teşrîf etti şehirin yakınında bir yere. Hiç azâb alâmeti görmeyip, etti hayret, Anladı ki, "Rahmete tebdîl olmuş o âfet." Düşündü ki: "Şehire girersem şimdi eğer, Kavmim, yalancılıkla beni ithâm ederler." Yine mazhar olmadan bir emri ilâhîye, Şehire hiç girmeden, dönüverdi geriye. Acele uzaklaşıp, dağlar tepeler aştı, Nihâyet Dicle nehri kıyısına ulaştı. Bir gemiye bindi ki, doluydu yolcu ile, Gemi hareket edip, seyretti ileriye. Lâkin durdu az sonra âniden gemileri, Hiç kımıldamıyordu ne ileri, ne geri. Dediler: (Aramızda suçlu biri olacak. Yoksa bir sebep yokken gemi niçin duracak?) Bir âdet var idi ki eskiden o yerlerde, "Kur'a" atarlar idi böyle hâdiselerde. Kur'a kime çıkarsa, "Suçlu" diye tutarak, Denize atarlardı, onu cezâ olarak. Âdetleri gereği yaptılar böyle yine, Ve lâkin Kur'a çıktı "Yûnus Nebî" ismine. Onlar, (Bu zât, suçluya benzemiyor) dediler, O kur'ayı, bir kere daha yenilediler. Lâkin bu sefer dahî çıktı Onun ismine, Dediler: (Bu da yanlış, tekrâr edelim yine.) Üçüncü defâda da etti Ona isâbet, Dediler: (Öyle ise, bu işte var bir hikmet. Çok sâlih bir kimseye benzese de bu kişi, Demek ki, Hak katında var kusûrlu bir işi.) Âdetleri veçhile tuttular Onu yine, "Suçlu" diye, attılar hemen suyun içine.