Yusuf aleyhiselâm

A -
A +

Firavun, "Yusuf Nebî"den rüyânın tâbirini, Öğrenip, sordu hemen çâre ve tedbîrini. Yusuf aleyhisselâm buyurdu: (Ey hükümdâr! Önümüzde yedi yıl bereket ve bolluk var. Bu bolluk yıllarında, çok ekip buğdayları, Sonra başaklarıyla depo eyle onları. Buğdaylar, başaklarda kalır çürümeksizin, Yem olur sapları da hayvanlarımız için. Halkına da emret ki, idâreli yesinler, Kalanını saklayıp, hep depo eylesinler. Bu yedi sene bitip, kıtlık devri gelince, Ambarlar, buğday ile dolu olur bir nice. Bu kıtlık sebebiyle, etrâftan çoğu insan, Yiyecek almak için, size gelir o zaman. Birikmiş buğdayları satarsınız onlara, Kazanmış olursunuz böylelikle çok para Hem çevre insanları, o kıtlıktan kurtulur, Hem devlet hazînesi, parayla dolmuş olur) Bu fikir, Firavun'un hoşuna gitti, ama, Bu iş için, ihtiyâç var idi bir adama. Hemen Yusuf Nebî'ye sordu ki bunu ilkin: (Sence kim yapabilir bu işi benim için?) Yusuf aleyhisselâm buna cevap olarak, Buyurdu: (Ey hükümdâr, o işi bana bırak.) Hem bir sene geçince bu teklîf üzerinden, Mâliye vekîli de vefât etti âniden. Firavun, Yusuf Nebî'yi çağırarak yanına, Mâliye işlerini devretti o gün ona. Ne gibi yetkileri vardıysa onun, hemen, O gün Yusuf Nebî'ye devreyledi tamâmen. Cümle hazînelerin anahtarlarını da, Vekîlin mührü ile, tâcı ve tahtını da, Verdi Yusuf Nebî'ye hiç tereddüt etmeden, O dahî, idâreye başladı o gün hemen. Oturdu mücevherle süslü olan tahtına, Cümle devlet erkânı, girdi emri altına. Bir huzûr ve sükûna kavuşmuştu memleket, Zîrâ "Yusuf Nebî"ye geçmişti selâhiyet. "Zelîhâ"ya gelince, kaybedince beyini, Çekti artık herşeyden elini, eteğini. Saraydan uzaklaşıp, kenar bir vîrânede, Yaşamağa başladı fakîrâne bir hâlde. Beyinden kendisine kalan malı, parayı, Dağıtıp, sevindirdi fakîr ve fukarâyı. Ve "hazreti Yusuf"tan kim bahsederse eğer, Özellikle onlara verirdi hediyeler. Zîrâ onun sevgisi, yakardı onu yine, Ve hattâ en sonunda girdi onun dînine.