Yâkub aleyhisselâm, görmüştü ki rü'yâda, "Yusuf'a, on tâne kurt saldırıyor bir anda. Yer yarılıp, içeri düşüyor sonra birden, Üç gün sonra çıkıyor, yine o yer içinden." Yâkub aleyhisselâm, bu rü'yâyı görünce, Oğlu Yusuf hakkında korkuya düştü nice. Kardeşleri gelince "Yusuf"u almak için, Bu yüzden gitmesine vermedi önce izin. Buyurdu: (Yusuf'umu ayırmayın ki benden, Korkarım kurt yer onu, siz ondan gâfil iken.) Dediler ki: (Bu kadar güçlü, kuvvetliyken biz, Onu yalnız bırakıp, kurda yedirir miyiz?) Yâkub aleyhisselâm, "Onu, kurt yer" demekle, "İp ucu" vermiş oldu onlara böylelikle. Çünki onlar, bir kurdun, aslâ o güne kadar, İnsan yiyeceğini bilmiyorlardı zinhâr. Akşam döndüklerinde, ona verecekleri, Cevâbı, böylelikle öğrenmişti herbiri. Velâkin babaları müsâde etmeyince, O ara bir kurnazlık düşündüler hemence. Yâni babalarını iknâ için, bu sefer, Gidip, küçük "Yusuf"u buna iknâ ettiler. Onu, kıra gitmeğe böyle râzı ederek, Tekrâr babalarına geldiler seğirterek. Dediler: (Ey babamız, işte sor kendisine, O da gelmek istiyor bu kır gezintisine.) Yâkub Nebî, bu sefer takdîre oldu râzı, Zîrâ baktı, onun da vardı buna rızâsı. Kır elbiselerini giydirip üzerine, Gönderdi onu dahî, onlarla kır yerine. Onlar uzaklaşmadan henüz babalarından, Yusuf'a çok yakınlık gösterdiler yalandan. Lâkin daha yürüyüp, gözden ırak olunca, Ezâya başladılar hemen o yavrucağa. Dediler ki: (Ey yalan rü'yâ sâhibi kişi! Söyle, nasıl uydurdun yıldız, Ay ve Güneşi? Hani o Ay ve Güneş, nerede o yıldızlar? Çağır da, gelip seni ölümden kurtarsınlar.) Bir kuyunun başına geldiler sonra o gün, Üstünden gömleğini çıkardılar Yusuf'un Kuyuya sarkıttılar, ipe sarıp belinden, Yarısına gelince, kestiler ipi birden. Bir miktâr su var idi, o kuyunun dibinde, Yusuf düştü o suya ipi kestiklerinde. Cebrâil ismindeki meleğe, Hak katından, "Kuluma yetiş!" diye, bir hitâb geldi o an. Cebrâil, bu emirle kuyuya derhâl varıp, Onu, kaya üstüne oturttu sudan alıp.