Yusuf aleyhisselâm

A -
A +

"Yusuf"u bulanlara dedi ki kardeşleri: (Bunu satın alın da, terkedin siz bu yeri.) Ona da dediler ki İbrânîce olarak: (Bizleri yalanlarsan, öldürürüz seni bak.) Yusuf aleyhisselâm, onların bu tehdîdi, Yüzünden sükût edip, hiçbir şey söylemedi Kardeşleri, Yusuf'u, "Bizim kölemiz" diye, Satmak istediyse de o kervandakilere, Onların paraları yoktu onu alacak, Dediler: (Birkaç dirhem verebiliriz ancak.) "Peki" deyip, onlardan birkaç dirhem aldılar, Ve o kervancılara çok ucuza sattılar. Zîrâ maksat ve gâye, para değildi o an Uzaklaştırmak idi onu babalarından. Velhâsıl kervancılar, Yusuf'u da alarak, Mısır'a ulaştılar oradan ayrılarak. Para kazanmak için, yine o kervancılar, Onu, satmak üzere pazara çıkardılar. Onun güzelliğini kim görse idi bir an, Elinde olmaksızın, olurdu ona hayrân. Birçok kimse müşteri olunca kendisine, Yükseldi fiyâtı da bu yüzden günden güne. Bir mâliye vekîli var idi ki Mısır'da, "Azîz" deniliyordu onlara o asırda. Bu Azîz de, Yusuf'u gördü ve oldu hayrân, Onu, yüksek fiyâtla satın aldı onlardan. Hanımına getirip, dedi: (Buna iyi bak, İlerde faydasına kavuşuruz muhakkak.) O, "Evlât edinmeyi" düşünmüştü o zaman, Çünki yoktu çocuğu hanımı Zelîhâ'dan. Böylelikle "hazreti Yusuf"a, cenâb-ı Hak, Rü'yâ tâbir ilmini öğretti tam olarak. Semâvî kitapların mânâsını da yine, Hak teâlâ, vahiyle öğretti kendisine. Beden bakımından da tam yetiştiği zaman, "Peygamberlik" makâmı olundu ona ihsân. Yine hazreti Yusuf, bir hayli güzel idi, Akıllara durgunluk verirdi güzelliği. Hattâ "Nûr-u Nübüvvet" parlardı ki yüzünde, Herkes hayrân olurdu onu ilk gördüğünde. "Zelîhâ" da, bu yüzden sevdi Onu ansızın, Ve ona gönül verdi elinde olmaksızın. Hazreti Yusuf için, her gün süsleniyordu, Ve onu, kendisine celb etmek istiyordu. Fakat o, hiç îtibâr etmezdi Zelîhâ'ya, Zîrâ Hak teâlâdan ederdi edeb, hayâ.