Yusuf aleyhisselâm

A -
A +

"Yusuf Nebî", zindandan çıkacaktı ki artık, Firavun duyuyordu ona büyük hayrânlık. Çünki anlamış idi onun mâsumluğunu, Şerbetçiyi gönderip çağırdı sonra onu. Vaktâ ki vâsıl oldu hükümdârın yanına Firavun, tâzim ile iltifât etti ona. İçeriye girince Yusuf aleyhisselâm, Mısır hükümdârına "Arapça" verdi selâm. Firavun sordu hemen: (Bu, nasıl bir lisândır?) Dedi: (Amcam İsmâil Nebî'nin lisânıdır.) Sonra sohbet ederken, konuştu "İbrânîce", Firavun buna dahî hayret etti bir nice. Sordu bu lisânı da Firavun bizâtihî, Dedi: (Babalarımın lisânıdır bu dahî.) Birçok lisân bilirdi Firavun kendisi de, Lâkin Yusuf Peygamber bilirdi hepsini de. Nitekim hangi dilde konuşsaydı o eğer, Cevâbı, o lisânla verdi Yusuf Peygamber. Üstelik, Arapça ve lisân-ı İbrânî'yi Ondan fazla olarak bilirdi gâyet iyi. Bu kadar çok lisâna vâkıf bulunduğunu, Öğrenince Firavun, daha çok sevdi onu. Onunla konuştukça, artıyordu sevgisi, Rüyâyı, bizzât ona sordu bir de kendisi. Yusuf aleyhisselâm, Firavun'un rüyâsını, Anlattı kendisine tıpa tıp aynısını. Dedi: (Nil kenarında dolaşırken rüyânda, "Çok semiz yedi inek" görüverdin bir anda. Sen onların hâline bakarken hayrân hayrân, Kabardı Nil'in suyu, çok geçmeden aradan. Farkettin daha sonra, suyun çekildiğini, Ve gördün "yedi zayıf ineğin" geldiğini. Yapışmış derileri hattâ karınlarına, Sen, büyük bir hayretle bakıyorken o yana, O semiz ineklerin arasına girdiler, Onları, birer birer parçalayıp yediler. Onlarda semizleşme olmadı yine aslâ, Sen bu hâli görünce, şaşırdın daha fazla. Ve gördün "yedi başak", tâze, yeşil ve dolgun, Yedi de "kuru başak" yanında gördün onun, Sonra bir "ateş" çıktı o dolgun başaklarda, Ve onları yakarak, yok etti o arada.) Firavun, dikkatlice dinleyip rüyâsını, Dedi: (Tebrîk ederim, anlattın aynısını. Senden dinlediklerim, Vallahi bu rüyâdan, Bana, daha garip ve acâyip geldi şu an. Peki ey delikanlı, söyle, nasıl bir tedbîr, Yâhut nasıl bir çâre bulmamız lâzım gelir?)