Yusuf aleyhisselâm, onbir birâderine, Birer yük buğday verip gönderdi yerlerine. Ve lâkin "Bünyâmin"in yanında kalmasını, Te'mîn için, melikin altından "Su tası"nı, Gizlice Bünyâmin'in yüklerinin içine, Koymasını emretti hizmetçiden birine. O da, gizli olarak o "Tas"ı alıp hemen, Bünyâmin'in yüküne koydu belli etmeden. Ve kafile ayrılıp, bir miktâr yol gidince, Bir memur, peşlerinden seğirterek hemence, Şöyle nidâ etti ki: (Durunuz ey insanlar! Zîrâ bu kafilenin arasında hırsız var.) Bu nidâ üzerine, kafile durdu o an, Râhatsız olmuşlardı böyle bir suçlamadan. Şerefli kimselerdi onların hepsi birer, Çünki "Yâkub Nebî"nin oğulları idiler. Böyle nidâ edene dönerek onlar yalnız, Dediler: (Ne kayboldu, nedir aradığınız?) Demek istediler ki: "Bu, çalınmış değildir, Aradığınız o tas, kaybolmuş olabilir." Zîra Yusuf Nebîden bir tâlimat almadan, Öyle bağırmış idi o münâdî arkadan. Lâkin o kafilenin, "Aradığınız nedir? Bu, hırsızlık değil de bir kayıp olabilir" Demesi üzerine, lâfı değiştirdiler, (Melikin su kabını zâyi ettik) dediler. Ve nidâ ettiler ki: (O tası getirene, Bir deve yükü buğday verilecektir yine.) Onlar da, dediler ki buna cevap olarak: (Vallahi sizler dahî bilirsiniz muhakkak. Fesat çıkarmak için buraya gelmedik biz, Zannetiğiniz gibi hırsız dahî değiliz.) Gerçekten böyle birşey yapmazdı o kimseler, Güvenilir, şerefli insandı hepsi birer. Peygamber evlâdıydı her biri ne de olsa, Başkasının malına, dokunmazlardı aslâ. Değil ki kendileri, hayvanlarına bile, Sâhib oluyorlardı bu bâbta titizlikle. Yâni başkalarına âit olan ot, ekin, Yâhut fidanlarını yememeleri için, Gerekeni düşünmüş ve tedbîr almışlardı, Hayvanların ağzını yolda kapamışlardı. Yine onlar, Mısır'dan evlerine dönünce, Zahîre ücretini yüklerinde görünce, Bunu bile "Yanlışlık" diye addetmişlerdi. Tekrâr geldiklerinde, iâde etmişlerdi. Harama, bu kadar çok dikkat eden insanlar, Böyle bir hırsızlığı yapamazlardı zinhâr.