Yusuf aleyhisselâm

A -
A +

Vaktâ ki o kafile, bir miktâr yol gittiler, Arkadan bir memurun sesini işittiler. Derdi ki: (Ey kafile, siz elbet hırsızsınız, Zîrâ melikimizin tasını çalmışsınız.) Ne kadar (Biz almadık) dedilerse de onlar, Yine bu sözlerine inanmadı memurlar. Dediler: (Sözünüze aslâ inanmıyoruz, Şimdi yüklerinizi aramak istiyoruz. Eğer ki o altın tas, çıkarsa birinizde, Ona nasıl bir cezâ verilir dîninizde?) Dediler: (Hangimizin yükünde çıkarsa tas, Size esîr olmaktır cezâsı onun esâs. Yâni tas, hangimizin yükünde çıkar ise, Onu alıkoyun ki, köle olur o size.) Onlar, kendilerine iyice güvenerek, Böyle söylemişlerdi durumu bilmiyerek. Yusuf aleyhisselâm, emredip memurlara, Önce diğerlerinden başladı aramağa. Diğer kardeşlerinin kalbine, herhangi bir, Şüphe gelmesin diye, almıştı böyle tedbîr. Ve arama sırası gelince "Bünyâmin"e, Buyurdu ki: (Boş yere bakmayın onunkine. Zîrâ melikimizin o kıymetli tasını, Hiç tahmîn etmiyorum onun alacağını.) Ve lâkin kardeşleri ettiler bunda ısrâr, Dediler ki: (Onun da yükünü arasınlar. Yükü, bizimki gibi aransın ki onun da Kalbinizde bir şüphe kalmasın en sonunda.) Onların ısrârıyla onu da aradılar, O "Tas"ı, Bünyâmin'in yüklerinde buldular. Onlar bunu görünce, mahcûbiyetlerinden, Başlarını önüne eğdiler hepsi birden. Zîrâ ummuyorlardı ondan böyle hareket, Dediler: (Rezîl ettin bizi sen en nihâyet. Böyle ne işler açtın sen bizim başımıza, Ne yüzle gideceğiz, biz şimdi babamıza.) Bunda, Yusuf Nebî'nin maksadı tekti yâni, O da, alıkoymaktı yanında "Bünyâmin"i. Böyle bir netîceye varmak da, ancak o gün, Babasının dîninde olurdu yine mümkün. Zîrâ Mısırlılar'ın dinleri, hiç o vakit, Böyle bir şey yapmağa değil idi müsâit. Bu tedbîr ve çâreyi, Yusuf Peygamberine, Hak teâlâ, vahiyle öğretti elbet yine. Nitekim Hak teâlâ buyurdu ki meâlen: (Yusuf'a bu tedbîri biz öğrettik tamâmen.) Yine buyuruyor ki: (Dilediğimizi biz, Nice derecelere, ilimle yükseltiriz.)