Melikin "Altın tas"ı, Bünyâmin'in yanında, Çıkınca, kardeşleri şaşırdılar ânında. Dediler ki: (Bünyâmin hırsızlık yaptı ise, Bu, o kadar şaşkınlık vermedi yine bize. Çünki onun vardı ki "Yûsüf" nâm bir kardeşi, O da, çocukluğunda yapmış idi bu işi. "Bünyâmin" ve "Yûsüf"e lâyıktır böyle işler, Çünki onlar ikisi, anne bir kardeştirler. (O hırsızlık yaptıysa...) demekle onlar yine, Tam inanmamışlardı hırsızlık ettiğine. Dediler: (Bir Peygamber evlâdı, hakîkaten, Yapamaz bu şekilde bir hırsızlık hilkaten.) Yine, (Eğer yaptıysa, Yûsüf de yapmış idi.) Demekten de, onların maksatları şu idi. Henüz Yûsüf Nebî'nin çocukluk yıllarında, Bir "Peygamberlik nûru" parlıyordu alnında. Babası, daha fazla severdi bu oğlunu, Diğer birâderleri kıskanırlardı onu. Sonra da, annesinin genç yaşta vefâtiyle, Henüz çocukluğunda öksüz kaldı hâliyle. Babası Yâkub Nebî, ona merhametinden, Halasının yanına bıraktı onu hemen. Lâkin dayanamayıp onun ayrılığına, Gidip almak istedi yine kendi yanına. Ama kızkardeşinden isteyince oğlunu, Hiç vermek istemedi, halası hemen onu. Çünki babası gibi, o da küçük Yûsüf'ün, O yüz güzelliğine hayrân idi büsbütün. İbrâhîm Peygamberden kendilerine kalan, Çok kıymetli bir "Kuşak" var idi ki o zaman, Küçük Yûsüf uyurken, bir ara habersizce, Beline, o kuşağı sarıverdi gizlice. Yâkub Nebî gelince almak için oğlunu, Onu üzgün görerek, sordu ne olduğunu. Kız kardeşi dedi ki: (Halîlullahtan gelen, O kuşak kayboldu da, üzgünüm bu sebepten.) Evin her tarafını birlikte aradılar, En on "Yûsüf Nebî"nin üzerinde buldular. İbrâhîm Peygamberin dînine göre ise, Birisinin malını çalar ise bir kimse, Ve onun üzerinde bulunur ise o mal, Hırsız, köle olurdu mal sâhibine derhâl. Yûsüf, kendi yanında az daha kalsın diye Baş vurmuştu halası, bu gibi bir hîleye. İşte kardeşlerinin, "Yûsüf de çalmış idi" Dedikleri hâdise böylece olmuş idi.