Vaktâ ki kardeşleri, gelip Yusuf Nebî'ye, Yalvarınca, (Az daha bize buğday ver) diye, Yusuf aleyhisselâm, onlara şefkatinden, Kendisini tanıtmak arzû eyledi hemen. Ve lâkin bundan önce, onlara bir nasîhat, Olması kabîlinden bir suâl sordu bizzât. Dedi ki: (Siz Yusuf'a yaptığınız o işten, Tövbe edip, şu anda pişmân mısınız cidden? Siz beni, babamızdan ne için ayırdınız? Ve niçin beni o gün bir kuyuya attınız?) Yusuf aleyhisselâm, o gün kardeşlerine, Bu gibi suâlleri sorması üzerine, Bir şaşkınlık içine düştü hepsi büsbütün, Şüpheyle sordular ki: (Yoksa sen Yusuf musun?) Bünyâmin de yanında duruyordu o ara, Tanıttı kendisini en nihâyet onlara. Buyurdu: (Ben Yusuf'um, bu dahî Bünyâmin'dir, Bize bu ni'metleri ihsân eden Rabbimdir. Bizi birbirimize kavuşturmakla şu an, Eyledi Hak teâlâ bize büyük bir ihsân.) Onlar vâkıf olunca işin hakîkatine, Hayretle bakıştılar hemen birbirlerine. Önce Yusuf Nebî'yi methü senâ ettiler, Sonra hatâlarını îtirâf eylediler. Dediler ki: (Biz sana yaptığımız o işten, Günâhkâr olduk ama, pişmânız şimdi içten.) İtirâf eyleyince onlar bu işlerini, Affeyledi o dahî hemen kardeşlerini. Buyurdu: (Bundan sonra, bu işleri sayarak, Size bir ayıplama yoktur ve olmayacak. Allah, günâhınızı eder afvü mağfiret, O, merhametlilerin en büyüğüdür elbet.) Affedildiklerini müjdeleyip onlara, Mahzûn gönüllerini ferahlattı o ara. O gün kardeşlerini, Yusuf aleyyhisselâm, Affederek, onlara yaptı çok izzet, ikrâm. Kardeşleri, onun bu ikrâmını görünce, Ezilip, kendisine dediler ki hemence: (Bize, çok ikrâmlarda bulundunuz her zaman, Ama biz çok mahcûbuz o yaptıklarımızdan.) Cevâben buyurdu ki: (Beni, şimdiye kadar, Az dirheme satılmış "Köle" bildi insanlar. Şimdi ben şeref buldum sizlerin sâyesinde, Ve yükseldi mertebem, insanların nezdinde. Çünkü öğrendiler ki, kardeşiyim sizlerin, Ve oğullarındanım hem "Yâkub Peygamber"in. İnsanlar, sâyenizde bunları öğrendiler, Ve ben, nazarlarında şimdi oldum mûteber.)