Benî İsrâil için gelen Hakk'ın Nebîsi, "Süleymân" Peygambere dayanır sülâlesi. Hep Mescid-i Aksâda vakit geçiriyordu, Allahü teâlâya ibâdet ediyordu. Peygamber olmak ile şereflenince bu zât, İsrâil oğulları, eylediler itâat. Yaşlanmasına rağmen, olmamıştı evlâdı, Lâkin sâlih bir oğlu olmasıydı murâdı. Duâ etti: (Yâ Rabbî, bize, yüce katından, Rızânı gözetecek bir evlât eyle ihsân.) Bu hâlis duâsını, Allah kabûl eyledi, Ve "Hazreti Yahyâ"yı Cibrîl'le müjdeledi. Hanımı "Doksansekiz", kendi "Yüzyirmi"sine, Varmışlardı, bu müjde gelince kendisine. Vaktâ ki doğum için o müddet oldu tamâm, Teşrîf etti dünyâya "Yahyâ aleyhisselâm". Onun tevellüdünden bir altı ay sonra da, "Îsâ aleyhisselâm" teşrîf etti dünyâya. O doğunca, annesi, Onu yanına alıp, Kavminin arasına götürdü kundaklayıp. Kavmi suâl etti ki: (Ey Meryem, kim bu çocuk? Yoksa çirkin bir iş mi işledin, söyle çabuk? Sen ki, genç bir kız idin, evli de değildin hem, Öyleyse bu çocuğu nerden aldın ey Meryem? Sâlih bir kimse idi halbuki baban İmrân, Annen dahî, iffetli hanımdı ayân beyân. Annesiyle babası temiz olan bir kişi, Nasıl işliyebilir böyle çirkin bir işi?) "Meryem", yalnız dinleyip, vermedi hiçbir cevâp, Onları, kendisine eylemedi muhâtap. Lâkin mâruz kalınca bu tür iftirâlara, Kundakta "Îsâ Nebî" cevap verdi onlara. Dedi ki: (Ey câhiller, dinleyin herbiriniz, Bu iffetli anneme iftirâ etmeyiniz. Beni, âdet hârici ve babasız olarak, Yalnız "Kün" emri ile yarattı cenâbı Hak.) Onlar bunu duyunca, el çekerek "Meryem"den, "Zekeriyyâ Nebî"ye dil uzâttılar hemen. Dediler ki: (Meryem'in yanına girip çıkan, O idi, bunun için bu işi odur yapan.) Onu öldürmek için, hep düştüler peşine, O da, girip saklandı bir bahçenin içine. Bir "Ağaç", kendisini çağırdı açılarak, O içeri girince, kapandı tam olarak. Böylelikle kâfirler kaybedince izini, Şeytân ihbâr eyledi onlara kendisini. Ağacı, testereyle keserek o müşrikler, Bu büyük Peygamberi böyle şehîd ettiler.