Zülkarneyn aleyhisselâm

A -
A +

"Peygamber" mi, "velî" mi, ihtilâf olunmuştur, O, bütün yer yüzüne, hâkim, mâlik olmuştur. Hak teâlâ bir zaman, emretti ki bu şahsa: (Emir ve yasağımı, teblîğ et cümle nâsa.) O, bu emri alınca, arz etti ki: (Yâ Rabbî! Bu işte, yardımına muhtâcım ben tabiî. Bu işi yapmam için, ordu, asker ve kuvvet, Lâzım hem sabır ile, ilim, akıl, hitâbet.) İstediği her şeyi, bahşetti O'na Allah, İki de "Sancak" verdi, bir beyaz, bir de siyah. Gece, "Beyaz sancağı", açsa idi O eğer, Gündüz gibi "aydınlık" olurdu hemen o yer. Eğer "Siyah sancağı", açsa idi gündüzün, Orası, karanlığa bürünürdü büsbütün. Her ne zaman sefere gitse idi o ordu, Arkası "tam karanlık", önü "ışık" olurdu. Hızır aleyhisselâm, oğluydu teyzesinin, Onu da, ordusuna kumandân etti ta'yîn. Yürüdü bu orduyla, önce batı yönüne, Fethetti "Avrupa"yı, ne geldiyse önüne. Sonra aynı orduyla, doğuya yönelerek, Bir "Asya kıt'ası"nı fethetti sonuna dek. Oradan da kuzeye yürüdü ordu ile, Mâlik oldu sonunda, dünyâya tamâmiyle. Yayarak yer yüzüne, "Allah'ın birliği"ni, Bitirdi böylelikle, teblîğ vazîfesini. Sonra da izin verdi, bilcümle askerine, Kendi dahî ayrılıp, çekildi uzletine. Allahü teâlâya, hep ibâdet ve tâ'at, Yaparak, bu hâl üzre, az sonra etti vefât. Bu zât, güzel sîmâlı ve gâyet sevimliydi, Hem orta boylu olup, iyi huy sâhibiydi. Dünyâyı, tamâmiyle geçirmişken mülküne, Halka çok "mütevâzı" davranırdı O yine. Vasiyyet etmişti ki, ölmeden daha önce: (Kefenleyip, tabuta koyun beni ölünce. Tabuttan, dışarıya sarkık olsun kollarım, Yürüsün peşim sıra, asker ve ordularım. Hazînelerim dahî, yüklenip katırlara, Onlar da yürütülsün, tabutun ardı sıra.) Vaktâ ki göç eyledi, âhiret âlemine, Vasiyyeti, ayniyle getirildi yerine. Demek istemişti ki, "Şu ardım sıra gelen, Ordu ile, dünyâya mâlik oldum tamâmen. Hayâttayken, var idi bunca hazînelerim, Ve lâkin âhirete giderken, boş ellerim. Dünyâ malı, dünyâda kalıyor bakın işte, Elleri boş oluyor, insanın bu gidişte."