Ankara kararını verdi Musul operasyonuna katılıyor...

A -
A +
Orta Doğu ülkelerinin orduları ekseriyetle iç tehdide göre kurgulanmış ve yapılandırılmıştır. Türkiye’yi bu kapsamın dışında tutamayız.
1960’lı yıllardan itibaren başlayan darbe ve muhtıralar silsilesi bunun en önemli kanıtı değil mi...
TBMM ve Cumhurbaşkanlığı, koruma kisvesi altında daha düne kadar askerin kontrolünde değil miydi?
Gelin isterseniz bir de 1980’li yılların ikinci yarısına gidelim;
Cumhurbaşkanı Özal ile Başkan Bush arasında geçen diyaloğa kulak verelim:
Bush: Sayın Özal, Kuzey Irak ve Kerkük’e girin...
Özal: Sayın Bush, bugün ‘gir’ diyorsunuz. Yarın da ‘çık’ dersiniz..
Bush: Kim girdiği yerden çıktı ki siz de çıkacaksınız... Kıbrıs’a girdikten sonra çıktınız mı?
Hepiniz hatırladınız değil mi, şu meşhur Musul-Kerkük tartışmasını...
Çankaya Köşkünde, 1990’lı yıllardaki bir toplantıda, Musul-Kerkük’e girilmesine sıcak bakan Özal yalnız kalıyordu.
Musul-Kerkük zirvesine katılan siyasetçi-asker herkes Özal’ın Kuzey Irak’a girelim önerisine şiddetle karşı çıkıyordu.
Özal, "30-40 bin asker zayiatı veririz" denilerek korkutuluyordu.
Kimilerine göre Türkiye, Irak bataklığına çekilmek isteniyordu.
Geride bıraktığımız 25 yıl bizi elle tutulur gözle görülür önemli varsayımlara ulaştırdı.
K. Irak’ta doğan otorite boşluğunu PKK dolduruvermişti.
Aynı PKK, 25 yıl boyunca sürekli Kuzey Irak’tan sızıp karakollarımıza saldırdı, binlerce şehit verdik.
Şöyle soralım o zaman, bundan daha kötüsü olabilir miydi?
Bizim cevabımız hayır..
Bu iki örneği şunun için verdik;
Irak’ta kurulan Başika Üs Bölgesi ve Suriye’de yürütülen Fırat Kalkanı operasyonu ile Türkiye, yeni bir güvenlik stratejisi ortaya koydu.
Türkiye, ulusal güvenliğinin sınırlarının çok ötesinden başladığını da öğrendi.
Asker, siyasi direktifleri harfiyen yerine getirmeye başladı.
Özellikle de 15 Temmuz sonrasında.
Örnek mi istiyorsunuz;
İşte orada duruyor.. Fırat Kalkanı..
Kimse merak etmesin Fırat’ın batısı temizlenince, sırasını bekleyen başka bölgeler de var..
 
Türkiye’nin stratejik kararı
 
Türkiye son dönemde, 1990’lı hatta 2000’li yıllardan farklı olarak kendi çıkarlarını ve ulusal güvenliğini sınırları dışında da olsa korumaya karar verdi.
Bir şekilde istikbali, geleceği belirlenen ülke konumundan çıkmak zorundaydı.
O yüzden hem Irak ve hem de Suriye’de peş peşe stratejik hamleleri gerçekleştirdi.
Türkiye neden Irak ve Suriye’de sorusunun çok basit 4 cevabı var:
1-Türkiye’nin ulusal güvenliği. PKK, Suriye ve Irak’tan Türkiye’yi vuruyor.
2-Değiştirilmeye çalışılan demografi haritası. Ankara’ya göre Suriye Suriyelilerin, Irak da Iraklıların.
3-Enerji hatlarının güvenliği.
4-Yeni göç dalgalarının önlenmesi
Öyle karşımızda çok bilinmeyenli denklem filan yok.
Türkiye’nin hem Irak hem de Suriye topraklarında çıkarları var.
Aynı ABD, Rusya, Almanya, İngiltere ve Fransa gibi. Sadece çıkarlarını korumaya çalışıyor.
2 numaralı maddeyi biraz açmakta fayda var.
Özellikle son 2 yıldır, hem Irak hem de Suriye’de Sünniler, bulundukları yerlerden çıkartılıyor.
Bölgenin demografik haritası değiştiriliyor.
ABD’nin desteği, İran’ın yönlendirme, sevk ve idaresi ile yapılanlar ortada..
Telabyat’ta olanları hatırlayalım hemen..
Sünni halk evlerinden çıkartılıp teşhir edildi. Yüzde 100 Sünni Araplardan oluşan kente PKK’lılar yerleştirildi.
Ramadi, Felluce ve Bağdat’ta yaşananlar farklı mıydı.
Şii milislere âdeta katliam yaptırıldı.
Halep’te de hedef aynı:
Halep halkını şehirden sürmek, uzaklaştırmak.
İnsanlık dramıymış gibi şeylerin ne önemi var..
Geçiniz bunları..
Ama hayır artık öyle değil, Halep Türkiye’nin umurunda..
Musul, Kerkük ve Telafer de öyle.
Türkiye, demografik haritanın değiştirilmesine itiraz ediyor.
Sadece Sünniler değil, diğer mezhep gruplarının da haklarını savunuyor.
Irak ve Suriye’deki merkezî hükümetlerin kapasitesi bu problemleri çözemiyor..
Çözmeyi bırakın, problemin parçasına dönüşmüşler..
 
Türkiye Musul operasyonuna katılacak...
 
Ankara kararını verdi, Musul’da mağdur olanların haklarının korunması için elinden geleni yapacak.
Bunun çerçevesi, hukuki boyutu nasıl olacak henüz belli değil.
Biraz daha açalım;
Ankara, Musul operasyonunda sahne alacak. Burada bir şüphe yok, sadece müdahale şeklinin tartışılması gerektiğini düşünüyor.
Mesajı da çok açık:
“Musul’a olan ilgimizin azalması mümkün değil, oldu bittilere izin vermeyiz..”
Birilerinin yaptığı gibi bölgedeki mevcudiyetini bir pazarlık konusu hâline getirmeye çalışmıyor.
Nasıl Cerablus’a bizzat kendisi müdahale ettiyse aynı yolu izleyecek.
-Türkiye’nin çıkarları bugüne kadar hiç düşünüldü mü?
-Bu doğrultuda uluslararası toplumun bir müdahalesi oldu mu?
-Operasyonların ve gelişmelerin dışında kaldıkça ulusal güvenliği daha da riskli hâle gelmedi mi?
İşte bu yüzden ulusal çıkarları için, kendi işini kendi yapmaya karar verdi...
Yanlış anlaşılmasın öyle kimseye ayar verme gibi bir niyeti yok.
Mümkün olduğunca uluslararası toplum ve stratejik ortak ve partnerleriyle birlikte çalışmaya devam edecek.
Irak Başbakanı İbadi’nin tehditlerine gelince.. Cumhurbaşkanı Erdoğan ağzının payını verdi.
Türkiye’nin mesajı çok açık:
-“Tamam sen bizim çıkarlarımızı koru biz de geri çekilelim. Kimseye ağzını açıp bir şey söyleyemiyorsun ama iş Türkiye’ye gelince dilin pabuç gibi. Sen Musul’un güvenliğini sağlayamıyorsan biz sağlarız...”
Gerçek şu ki;
Kabul edilsin edilmesin, Türkiye hem Irak hem de Suriye’deki oyun kurucular arasına çoktan dâhil oldu.
Galiba İbadi fanusta yaşıyor...
300
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.